Paylas-TR


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 05 Ekim 2008, 16:44   #31 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart

İŞ BÖLÜMÜ [ 516(1) ]

İnsanların maddi açıdan, düşünsel ve yaşamsal açıdan bir takım gereksinimleri vardır; toplumunda ortak gereksinimleri vardır. Herkes, kişisel gereksinimleri tek başına sağlayamaz. Toplumun üyelerinden her biri, bir iş, bir şey yapar. Bütün bu işler her insanın ve toplumun gereksinimlerini sağlar.
Demek oluyor ki, bir toplumun ve üyelerinin işleri, bireyleri arasında bölünmüştür. Buna iş bölümü derler.
İş bölümü uygarlığın her evresinde vardı ve vardır. İlkel kavimlerde, köklü bir düzenleme ile işler kadınla erkek arasında bölünmüştür.
Erkek, av gibi hayvansal yiyecekleri, kadında meyve toplamak, tarımla uğraşmak gibi bitkisel yiyecekleri sağlama işlerini yaparlardı. İşlerin böyle bölünmüş olması, kadınla erkeğin, yeteneklerine göre değildi.-----Tamamen dinsel bir anlayışa dayanıyordu, bir takım boş inançlar yüzündendi. Bugün bile Afrika da vardır. Örneğin kadının ineğe dokunması iyi sayılmayan bir şeydi. Kadınlar fıstık yağı çıkarırken erkeklerin orada bulunması günahtır. Bunun yanı sıra ilkel insan topluluklarında, şu türlü de bir iş bölümü oldu: Örneğin kimi oynaklar, yalnız çömlekçilik, kimileride yalnız silah yaparlardı.
Esnaf topluluklarının kurulduğu dönemde iş bölümü arttı. Çünkü her esnaf topluluğu bir ,iş görüyordu. Kimileyin aynı işleyemcilik dalı bir çok kollara ayrılır; marangozluk, doğramacılık gibi. Dahası bir işleyemcilik dalına ait işler, ayrı, ayrı insanlara gördürülür; Örneğin odun ilkin oduncular, sonra bıçkıcılar, sonra doğramacılardan geçer. Bugünkü büyük sanayi çağında ise, iş bölümü çok ileri gitmiştir. Her ülkede binlerce, üretim alanı vardır. İş bölümü maddi işlerde olduğu gibi, düşünsel ve siyasal, yönetimle ilgili işlerde de artmıştır; Örneğin bilim her biri, başlı başına bir konu ve yönteme sahip birçok bölümlere, birimlere ayrıldı. Bir kişinin bir bilimi bütünüyle kavramasına artık olanak kalmadı.
İş bölümünü geliştiren etkenlerden başında nüfus çoğunluğu gelir. Sanat ve mesleklerin çoğunluğu ve bunların ayrı, ayrı kişiler tarafından yapılması, yani iş bölümü sayesinde yaşam koşulları kolaylaştırılıp dayanılabilir bir duruma getirilebilmektedir. Aynı zamanda büyük uzmanların yetişmesi, yaratıcılıklar ve ilerlemeler hep bu yolla olmaktadır. İş bölümü insanlar arsında var olan doğal ve tarihten gelen bağlara yeni birçok güçlü bağlar katmıştır. Bu yeni bağlar, insanlara birbirlerinin eksiklerini tamamlatan ve yalnız bugünleri değil, yarını kurtarmayı amaçlayan bağlardır.

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Ekim 2008, 16:44   #32 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart

DAYANIŞMA [522(7) ]


" İnsanlar birbirine bağlıdır."
" Bilim toplumların büyüklüğünü, gizini insanlara açmıştır; bu giz birbirlerine olan bağlardır. Bütün insanlar toplumsal bir vücudun organlarıdır ve bu nedenle birbirine bağlıdır. Bu karşılıklı bağ herkesi başkasının sorumluluklarına da karıştırır. Birde insanlar, ölenlerin kültürel kalıtçılar olduklarından aralarındaki bağlar her zaman her yerde söz konusudur.
Bu bağlar, doğaldır, toplumsaldır ve ekonomiktir. Bu doğal bağın bize öğrettiği şudur; Özellikle iş bölümü ve kültürel kalıtçılık nedeniyle herkes sahip olduğu şeyin, dahası kendi kişisel varlığının en büyük bölümünü atalarına ve aynı zaman diliminde yaşadığı insanlara borçludur.
Eğer böyle ise, yani eğer her yerde, insanın insana karşı bir borcu varsa, bütün borçlar gibi bununda ödenmesi gerekir.
Bu borçlar kim tarafından ödenmelidir ?
- İnsanlar arasındaki doğal ve toplumsal bağlardan yararlanarak servet kazananlar tarafından ! Çünkü eğer gelmiş geçmiş, adı bilinmeyen binlerce, birbirine zincirleme bağlı insanlar olmasaydı, bu servet birikimi de olmazdı.
Kime ödenmeli ?
- Doğal ve toplumsal bağdan yararlanamayıp zara görenlere ! Gerçi bu alacaklıların kişi olarak tek, tek kişilerin, temsilcileri vardır; devlet yada birçok sosyal yardım kurumları...
Nasıl ödenmeli?
- Bir kez devlete vergi özellikle artar vergi olarak ve sonra kendiliğinden, bağış olarak yardım kurumlarına verilebilir.
Bu söylediklerimizden, insanların birbirine bağlı ve birbirlerine yardımcı olmakdığından ötürü geçmişin ve bugün nimetlerinden hepsinin, eşit ölçüde yararlanamamış ve yararlanamamakta oldukları anlaşılıyor.
Bu eşitsizliği gidermek için bir kesim insandan, öteki kesim insanlar için adeta tazminat isteniyor. Bu birbirinden ayrımlılık gösteren yararlanma olanaklarının ortaya çıkmasının başlıca nedeni, kuşkusuzdur ki, insanların türlü nitelikleri ve yetenekleri dolayısıyla birbirine benzememeleridir.
Bu noktada şöyle bir görüş eri sürülmektedir: Gelişerek ilerlemenin amacı, insanları birbirine benzetmektir; dünya bir birliğe gitmektedir. İnsanlar arasında sınıf, derece, ahlak, giyim-kuşam dil gibi ölçü ayrılıkları gittikçe azalmaktadır. Tarih yaşama kavgasının birbirinin ırk, din, kültür, görgü ve göreneğine yabancı olanlar arasında çıktığını göstermektedir. Birliği doğru gidiş, barışa doğru gidiş demektir.
" Dayanışma nedir?" konusunda bir fikir edinmek için en uygun düşünüş ve görüş, bu son irdelemeler olabilir. Ne var ki, yalnızca bir düşünce olarak ele aldığımız dayanışma kuramları, uygulamada "sosyal yardımlar" adı altında toplanabilir. Bu sosyal yardımlara, devlet sosyalistliğine yaklaşarak ulaşılabilir. Bu yol yasa yoludur.
Örneğin:
1) İş yasası,
2) Kentlerin ve iş yerlerinin sağlık yönünden korunması [yasası]
3) Salgın hastalıklara karşı korunma [yasası]
4) İşçinin yaşlılığa ve iş kazalarına karşı sigorta [yasası]
5) Hasta ve yaşlı yoksullara zorunlu yardım [yasası]
6) Çiftçi sandıkları [yasası]
7) Yardım dernekleri kurulması [yasası]
8) Toplu konut yapılması [yasası]
9) Okul çocukları için okullarda kooperatiflerin kurulması [yasası]
Bütün bu tür derneklere, devlet bütçesinden yardım yapılır; bu ve buna benzer olanakları yaratmak için de yasalar düzenlenir ve uygulanır. [ Böylece dayanışma kuramı, sosyal yardım yollarıyla gerçekleştirilmiş olur. ]
Dayanışmanın, bu saydığımız biçimde, uygulamaları çoktur; fakat bu tür uygulamalar her yerde benimsenmiş değildir, hatta birçok eleştirilere de uğramaktadır. Özellikle dayanışma kuramının uygulanmasında, bireyin sorumluluk duygusunu zayıflatan ya da yok eden bir davranış olarak görmek isteyenler vardır. Bunlar diyorlar ki, güçsüzlüğümüzü kusur ve ayıplarımızı toplumun üstüne atmak bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaktır. Oysa, ahlak yasasının temeli, bireysel sorumluluktur.
Bu eleştiriler zorla ve hukuksal olarak toplumsal borç düşüncesini bir yana bırakmaya yetebilir. Dayanışmanın ahlakın temeli oluşturduğu düşüncesi de sağlam bir sav olmayabilir. Ne var ki, dayanışmanın uygulamada şunları ürettiği de görülmektedir:
1) Başkasına olan iyilik, bize de iyiliktir; başkasına olan kötülük bize de kötülüktür. Bu nedenle iyilikten yana olmak ve kötülükten kaçınmak gerekir.
2) Yaptığımız işler, çevremizde sevinçler ya da üzüntüler olarak yankılanır, bu durum bize vicdan görevlerini duyurur.
3) Dayanışma bizi başkaları için hoşgörülü ve anlayışlı yapar. Çünkü başkalarının kusurunda bizimde istemeyerek çoğunlukla suç payımız olduğunu gösterir.
Özet olarak, dayanışma herkes kendisi için yerine herkesin, herkes için düşüncesini ortaya çıkarır. Bu düşünce, toplumsaldır, ulusaldır, geniş ve yüksek anlamıyla insanın insancıllığıdır.

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Ekim 2008, 16:44   #33 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart

ÇALIŞMA MESLEK [532 (1) ]

" Çalışma bireysel ve toplumsal bir zorunluluktur."
1) Maddi varlık gereği:
a) Mal ve para varlığı, insanın kendisi için gereklidir, çünkü insanın yaşama yönelik gereksinimleri vardır; bunlar karşılanıp giderilmedikçe insan yaşayamaz. İnsanın düşünsel ve ahlaksal gereksinimleri vardır. Bunlar giderilmedikçe insanlık ve ahlak yönünden bağımsızlığı korunamaz İnsan gibi yaşanamaz, insanın ruh dünyası kararır.
b) Maddi varlık aile ve devlet açısından da gereklidir. Çünkü yarınına güvenle bakamayan bir insan, bir aile kurmayı düşünemez ya da yaşama olanaklarından yoksun aileler kurulur. Yaşama olanakları kısıtlı olan ailelerden oluşan bir devletin varlığı da sağlam olmaz. Bir insan için mutluluk denilen şey, bu saydığımız koşulların yaratılmasıyla olur.
İnsan maddi düşünsel ve toplumsal yaşam olanaklarından yoksun kalırsa sıkıntıya düşer ve umutsuzluğa kapılır. Gözlerini geleceğe çevirmeksizin yaşar. İnceleme ve araştırma için zaman bulamaz. Kişinin düşünme yaşamı durur. Yaşam onun için artık bir tutsaklık olur, iradesini yitirir. Anlaşılıyor ki, insanın belli bir maddi varlığı edinmesi gerekir. İnsan bu maddi varlığı edinmesi için de çalışması gerekir. Ne var ki, insan yalnız özgürlük aracı olarak maddi varlığa sahip olmalıdır. Yoksa maddi varlığa tutsak olmak için değil. Kuşkusuz herkes aynım sağlık aynı yaradılış ve yetenekte değildir. Fakat herkes aynı yaşam yasasına bağlıdır. Çalışmadan hiçbir şey kazanılmaz. Herkes belli bir sınır içinde bir yandan yeteneğinin, gücünün kökeninin ve çevresinin etkisi altındadır, öte yandan da gereksinimlerinin baskısı altındadır. İşte insan bu karşıt koşullar içinde yararlı bir sonuç elde etmeye çalışmak zorunluluğundadır. Yararlı bir sonuçtan söz ediyoruz; evet, çünkü, her hangi bir sonuca ulaşmaksızın uğraşmak çalışma sayılmaz. Hiçbir şey yapmamak ya da sonuçsuz anlamsız şeylerle uğraşmakta çalışma yasasına göre büyük suçtur.
2) Her şeyi kazanmak gerekir- Doğa kendiliğinden bir şey vermez, her şeyi kazanmak gerekir. Kazanmanın yolları nelerdir? Bir tip olarak en ilkel, çıplak ve her şeyden yoksun bir insanı ele alalım. Bu tip insan için kalıttan söz edemeyiz. Çünkü seçtiğimiz örnek ailesiz, belli bir yerde oturmayan, ilkel bir insandır. Bu noktada kazanmanın doğal yasalarını arayacak olursak, yalnız tek bir ilke görünür: Çalışmak... Bundan başka yol yoktur. İnsan doğal olarak kendi kendisine sahiptir. Bu özellik insanı bütün dünyaya sahip kılabilir. Yani, insan zekası, becerileri, ve yaratılarıyla iradesiyle bütün öteki öğeleri kendine bağlayıp yetkisi altına alabilir. Bu, bize çalışmanın yüksek değerini ahlaksal niteliğini ve her şeyden kutsal olan bir hakkı, çalışma hakkını gösterir. Çalışma insanların bedensel güçlerini geliştirir ve toplumsal yaşam için gerekli olan her şeyi sağlar. Çalışmaksızın, düşünce yönünden gelişmek ve ahlak olgunluğuna erişmek de olanaksızdır.
" Tembellik, bütün kötülüklerin anasıdır"
Çalışma bir ceza çekme değildir. Çalışmaktan bir cezadan, bir sıkıntıdan, bir kötülükten, kaçar gibi kaçmak çok kötü bir şeydir, önlemsizliktir. Çalışmak gerçekte zahmet veren bir şey değildir. Yalnız seçilen işle kişinin yetenekleri ve zevkleri arasında uygunluk olmalıdır. Çalışmak ilk sıkıntıların, ilk isteksizliklerin üzerinden gelindikten sonra en büyük zevktir. Çalışmayı ceza saymak onun hoşa giden olumlu ve iyi yanlarının tadına varmamak, doğaya karşı büyük haksızlık olur.
İnsan yaptığı işin elinin altında ya da kafasındaki eserinin büyüyüp ilerlemekte olduğunu görmekten ne büyük bir zevk duyar. Bu eser, ister çiftçinin ekini toplaması, ister mimarın yapısı yada yontucunun yontusu ister bir bilginin yada bir sanatçının buluşu kitabı olsun hepside aynı zevki verir. Bu zevk ise bütün çekilen sıkıntıları, zorlukları, saban altında dökülen terleri, sanatçının düşünürün kimi zaman çok üzüntülü ve sıkıntılı olan yorgunluklarını hemen unutturur.
3) Çalışmak toplumsal bir görevdir:
İnsan çalışır ama işini ancak toplumun varlığıyla geliştirip olgunlaştırabilir. Yaralı değerli bir duruma getirebilir. Ancak toplumun varlığı dolayısıyladır ki, kendisiyle öteki çalışanlar arasında sürekli bir alış veriş iletişim düzeni oluşmuştur.
Eğer yapılan işin kimseye yararı yok ise, çalışmak verimsiz bir uğraştan öte olmaz. Bu nedenle topluma yararlı işler yapmak gerekir; Bu durum çalışmanın toplumsal bir görev olduğu yargısına götürür.
Çalışmak genel bir yasasıdır; gelir sahipleri, zenginlerde bu yasanın dışında kalamazlar; var olan servetini ulusal servetin artmasına katkısı olacak yolda kullanmalıdırlar. Bir zengin bedensel bir güç tüketerek çalışmak zorunluluğundan kurtulmuş olabilir. Fakat böyle bir durumda etkinliğini düşünsel yönde göstermelidir.
[Türk ulusunun bağımsızlığını, bugünkü çocukların doğru görüşlülüğü ve yorulmak bilmeyen çalışma tutkularıyla büyük ve parlak olacaktır.(1923) Gazi M. Kemal ]

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Ekim 2008, 16:45   #34 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart

MESLEK NASIL SEÇİLİR VE NASIL GERÇEKLEŞTİRİLİR?

1. Meslek seçimi: Her zorla yapılan çalışma insana aktı ve ağır gelir. İnsanın çalışmaktan hoşlanması ve zevk alması için uğraşı alanını, yani mesleğini yeteneklerine uygun ve gücü ile orantılı olarak seçmiş olması gerekir. Bu nedenle, gençlikte en önemli sorun, meslek seçimidir. Kişisel mutluluk ve aynı zamanda toplumsal yarar buna bağlıdır. Herkes yeteneği ile orantılı bir mevkide bulunmalıdır. Çoğu zaman bir genç, bir mesleği, onun dış görünüşteki yararlarına kapılıp seçmiş ise, kendisine verilen görevin zorluklarının üstesinden gelebilecek nitelikte ve güçte değil ise, aşırı ölçüde ve gereksiz, yararsız çalışmalar yapmak zorunda kalır ve mutsuz olur. Bundan başka bu işi daha iyi yapabilecek başka bir kişinin yerini almakla, haksızlık etmiş olur. Gençler kıskançlık duygusundan ve başkaların elde ettiği parlak sonuçların düşüne kapılmaktan sakınmalıdırlar. Ölçülülük ve toplumsal görev kaygısı bunu gerektirir. Biri, subay üniformasının sırmaları hoşuna gittiği için asker olmak ister, öteki de bir yazarın yada ressamın kazandığı servet ve ün, onun gözlerini kamaştırdığı için, zeka, yetenek ve öğretim durumunu göz önünde bulundurmaksızın yazar yada sanatçı olmak istese, bu gibi davranışların sonucu çoğunlulukla düş kırıklığıdır. Başka bir açıdan konuya bakacak olursak, böyle kişiler gerçekte toplum için yitirilmiş değerlerdir, çünkü bunlar doğru olarak yönlendirmiş olsalardı, kendilerine daha iyi bir yaşam sağlamış olurlardı; ve böylece de insanlığın mutluluğu arttırılmış olur. Her halde usa yatkın olan budur: Herkes kendi yeteneğine göre bir iş tutmalıdır. İnsanın değeri her işte belli olur. İşini iyi yapan kişinin bulunduğu durum ne olursa olsun, o iyi bir insan olabilir.
İnsan kendine göre bir meslek seçmeyip de başka bir uğraşı alanına yönelmekle özgürlüğünü sınırlandırmış ve geleceğini sanıldığından çok daha fazla yanlış yolda belirlemiş olur. Çünkü seçilen yoldan dönüş, pek kolay değildir, her mesleğin kendine özgü gerekleri, yol ve yöntemleri vardır. Bunlara insan zorunlu olarak uyar, bağlı kalır.
3) Mesleğin erdemleri: Her meslek belli yetenekler ve özel nitelikler ister. Bu, kuşkusuz bir gerçektir. Fakat kimi ortak olan erdemler vardır ki, bunlar aynı zamanda kişinin başarısı ve kendisine verilmiş işlerin yolunda gitmesi için gereklidir. En aşağı basamaktan en yukarıya kadar genel koşullar aynıdır: Üst düzeydekilere önem verme, saygı ve doğruluk; astlara ilgi gösterme ve üstlenilen işte çaba, doğruluk soğukkanlılık gösterme. Bu gibi erdemler olmadan ne arkadaşlar arasında iyi ilişkiler kurulur ne de yapılan işte başarıya ulaşır. Mesleğin kişiye yüklediği görev, yalnız o kişinin başarısını ve güvenliğini değil, belki daha çok toplumun refahını ilgilendirir.
Yurt, bütün çocuklarının çalışması, yardımı ve katkılarıyla yaşar ve ayrıca, toplumun düzeneğinde işe yaramayan hiçbir parça yoktur. Devleti yöneten bakanla, yurdun refahına, elinin işiyle katkıda bulunan sanatkar arasında yalnız küçük bir ayrılık vardır; o şudur: Birinin görevi ötekinden daha önemlidir. Ama her ikisi de iyi yapılmak koşuluyla, ahlak yönünden aynı değeri taşımaktadır. Bu nedenle herkes kendisine düşen işten memnun olmalıdır. Mesleği ne olursa olsun, sonuçta bir yarar ortaya çıkacak ve bir görevi yerine getirmiş olacaktır. İnsan, görevini yüreklilik, ataklık, ve doğrulukla namusluca yaparsa elinden geleni yapmış olur. Aynı zamanda bu görevi, ötekilere karşı kıskançlık ve çekemezliğe düşmeden yapmalıdır.
Yolunda yalnız olmayacaksın; orada aynı ereğe varmak isteyen başkalarıyla birlikte yürüyeceksin. Bu yaşam yarışında başkaları yetenekleri dolayısıyla geçebilirler. Bir başarı, elinizden kaçabilir. Bundan dolayı onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmışsanız kendi kendinize de kızmayınız. Gerçekte önemli olan çabadır. İnsanın elinde olan ve onu mutlu eden yalnız çabasıdır.
4) Girişim düşüncesi : Bir tembellik yada ahlak gevşekliği, çoğunlukla insanı atalarının yaptıkları aynı işte ve aynı noktada tutuklu bırakır. "Babam büyük babam böyle yaptılar. Ben niçin başka türlü yapayım" derler. Kuşaktan kuşağa dış yaşamın koşulları değişir. Yeni koşullara uymayan ve gelenekte direnen kişilerin yalnız kalması, zayıflığa düşmesi, yıkıma uğraması ve dahası yok olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bugün hiç kimse bir gezi yolculuğu için yavaş giden eski bir arabanın, yolun güzelliklerinden yararlanmak için daha uygun bir taşıma aracı olduğunu süremez. Bir işte ekspres treniyle giden bir yarışmacıyla yarış söz konusu olunca, at arabasıyla gitmek geç kalmak için en emin taşıttır. Her şey böyledir. Her şeyde en iyi olan ve insanın kendi gücüyle oranlı olan aranmalıdır. İnsan yüreklilik göstermeli ve tehlikeyi göze alabilmelidir. İnsan her yeni bir girişimde aynı bir coşku ve zevk duyar kendi değerini daha iyi anlar ve çevresinde de kendisine değer verdirir. Tek başına kalınca, kendi güçsüzlüğünün acısını çeker.
[ Zafer, "zafer benimdir" diyebilenin, başarı, "Başaracağım" diye başlayanın ve "Başardım" diyebilenindir. (1924) Gazi M. Kemal ]

***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Ekim 2008, 16:45   #35 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart

YURTTAŞLARIN DEVLETE KARŞI GÖREVLERİ


Notlarımızın başında ve devletin yurttaşlara karşı görevleri konusunun işlendiği bölümde devletin çeşitli ve bir çok görevleri olduğu açıklanmıştı.
Görüldü ki, devletin görevlerini yerine getiren hükümetin, bu görevleri yapabilmesi için ve bunda başarılı olabilmesi için, yurttaşlarında devlete karşı bir takım görevlerle yükümlü olması zorunluluğu vardır. Bu görevleri burada gerektiği kadarıyla açıklayacağız.
Yurttaşın, devlete karşı belli başlı görevleri şunlardır:
A) Devlete, çeşitli adlar altında vergi vermek,
B) Askerlik yapmak,
C) Seçime katılmak. Bu en büyük görev olduğu gibi, aynı zamanda en kutsal haktır da.
" Özgürlük, insanın tam olarak düşündüğünü yapabilmesidir." (Teşkilâtı Esasiye, madde 15 )
" Bireylerin, topluma kendi istekleriyle bıraktıkları haklardan geriye kalanı, diledikleri gibi kullanabilmeleridir."

Kaynak: Atatürk 'ün Yazdığı Yurttaşlık Bilgileri Basıma Hazırlayan Nuran Tezcan, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Haziran 1997. Cumhuriyet Gazetesi okurlarına armağanı.
***Atatürk 'ün yazdığı Yurttaşlık Bilgileri metinlerindeki; [351 (1)] bu ve bundan sonra sürüp gidecek olan köşeli ayraç içindeki bu sayılar, Türk Tarih Kurumu 'nca 1969 yılında yayımlanan Prof. Afetinan 'ın "Medeni Bilgiler" kitabında Atatürk 'ün el yazılarının yer aldığı sayfa ve bölümleri göstermektedir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Bookmarks

Tags
atatürk, bilgileri, yazdığı, yurttaşlık
Seçenekler Arama
Stil