Paylas-TR


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 05 Ekim 2008, 00:55   #1 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart 61- Trabzon

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi geçmişi, mimari ve sanatsal yapıları ile tanınan Trabzon Anadolu’nun Kuzey-doğusunda yer alan önemli bir liman kentidir. Batısında Giresun, doğusunda Rize, güneyinde Gümüşhane, kuzeyinde de Karadeniz ile sınırlanan bu kentte yeşilin her tonu ile karşılaşılmaktadır. Kuzeyde bir biri ardınca yükselen dar vadilerle sık sık kesilen dağlar ve tepeler birbirini izlemektedir. Bunlar bazen yüksek tepeler halinde denize ulaşarak sarp burunlar meydana getirmektedir.Ayrıca dağların yamaçlarından inen sert akışlı derelerin ve zaman zaman şelalelerin oluşturduğu zengin bir akarsu düzenine sahiptir. İkizdere, Değirmendere, Kuzgundere, Fol Deresi ve Zağanos Deresi bu akarsuların belli başlılarıdır.

Trabzon yöresindeki yerleşimin MÖ.10.000 yıllarında Paleolitik Çağ’da başladığı Prof.Dr.Kılıç Kökten’in 1944 yılında yaptığı yüzey araştırmaları ile mağaralardaki buluntulardan anlaşılmıştır. Buralarda Erken Tunç tarihine tarihlenen keramikler bulunmuştur. Antik coğrafyacı Strabon ise, Tibarien veya Chundiaire isimli kavimlerin yörede yaşadığını söylemiş ardından da Carassus (Giresun), Trapesusus (Trabzon) yörenin belli başlı limanları olduğunu belirtmiştir. Bunun yanı sıra Thermisoyre (Terme) civarında amazonların da yaşadığını dile getirmiştir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

MÖ.2000 yıllarında Kafkasya’dan gelen bir grup buraya yerleşmiş, MÖ.1200 yıllarında Troia’ya giden yöre sakinleri de olduğu bilinmektedir. Hititler burasını Azzi, Hayasa gibi isimlerle tanımlamışlardır. Asurluların egemenliği sırasında bölge ticari alanda ileri bir düzeye ulaşmıştır. MÖ.800’den sonra Asurluların güçlerini yitirmeye başlamasından sonra, Yunanlı sömürgeciler Karadeniz’de görülmeye başlamış, ancak Kimmerler, Amazonlar ve İskitler karşısında başarılı olamamışlardır.

MÖ.885’te Sinop dolaylarına yerleşen Miletoslular 756’da Trabzon yöresine gelmişlerdir. Besari isimli bir Rum tarihçi Trabzon’un kurucusu olarak Arkadın halkını ve Miletosluları göstermek isterse de o yıllarda burada Turanî ırkından yerli bir kavim yaşamaktaydı. Bu da şehrin ilk kurucularının Orta Asya’lı kavimler olduğu ve daha sonra gelen Miletosluların egemen olduklarını göstermektedir. Miletosluların egemenlikleri 700 yıl sürmüştür. MÖ.427-335 yıllarında yaşayan Yunanlı yazar Knesophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) isimli eserinde Pers Prensi Kyros’un kardeşi Antakserkes’e karşı savaşmak üzere Anadolu’ya gelen ücretli 10.000 Yunan askerinin Kyros’un ölümünden sonra orada kaldıklarını yazmıştır. Böylece Trapesus ismi on binlerden arta kalanların buraya yerleşmesiyle ilk kez tarihte ismini duyurmuştur.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Pers hükümdarı Keyhüsrev zamanında İran yönetimine girmiş ve bu durum MÖ.334’de Makedonya imparatoru İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesine kadar sürmüştür. MÖ.323’de İskender’in ölümünden sonra Karadeniz kıyılarının büyük bir bölümüyle birlikte Trabzon da Eumenes’in egemenliğine girmiştir. MÖ.280’de bir süre Mithridates ailesi yörede egemen olmuş, MÖ.298’de bağımsız bir Pontus Devleti kurulmuştur. Pontus kralı Farnakes, Trabzon yöresinde yaşayanları egemenliği altına alarak krallığını büyütmüş, merkez olarak da Sinop’u seçmiştir. O günlerde Trabzon, Pontus Devleti’nin maden, kereste ve gemi yapımını sağlayan önemli bir liman şehri idi.

M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu’yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius’un Pontus Kralı V. Mithridates’i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma’da Augustus’la birlikte M.Ö. 27 yılındani tibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus’un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölümü olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır.Roma İmparatoru Neron döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent olarak tanımlanmıştır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasianus zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaleti içerisinde yer almıştır.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Roma İmparatoru Hadrianus döneminde (117-138) tüm Roma imparatorluğunda olduğu gibi Trabzon da yeniden imar edilmiş;dini ve askeri binalar, yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen liman inşa edilmiştir. İmparator Hadrianus’dan sonra Trabzon’un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerinde Roma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır. Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotlar 276 yılında Trabzon’a da saldırmış ve kent tümüyle yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde IV. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius’tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon’da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğu Trabzon Müzesinde bulunan Latince kitabeden anlaşılmaktadır.

Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Iustinianus (527-564) Trabzon’da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmış ve Trabzon kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur. VIII.Yüzyılın başlarında Anadolu’ya yönelik Arap akınları Doğu Karadeniz ve Trabzon’a kadar da ulaşmıştır.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos’un İstanbul’dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara’nın da yardımıyla Trabzon’da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane’deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I’in sikkeleri üzerinde "en mutlu" unvanı yer almaktadır.

XI.Yüzyılda Trabzon ticari öneminin yanı sıra askeri üs de büyük önem kazanmıştır. Anadolu Selçukluları Trabzon’u baskı altında tutmuş Sultan Melikşah zamanında (1107-1116) şehir Selçukluların eline geçmişse de kısa bir süre sonra Vali Thodoras Gabras tarafından geri alınmıştır.

Trabzon Aleksios Komnenıs I (1204-1222) zamanında büyük gelişim göstermiş ve Pontus devleti’nin sınırları daha da genişlemiştir. Aleksios’un İznik İmparatoru David Palaiogos ile savaşmak zorunda kalışı ile toprasklarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Aleksios’un yerine geçen İmparator Andronikos I. (1222-1235) Selçukluların egemenliğine karşılık İmparatorluğuna bağımsızlık kazandırmak istemiş ve bazı girişimlerde bulunmuştur. Bunun için de gemilerini Sinop’a göndererek orasını yağmalamış, Selçuklu donanmasına büyük zarar vermiştir. Bunun üzerine Alaeddin keykubat ı (1220-1237) denizden ve karadan Trabzon’u kuşatmışsa da başarılı olamamıştır.


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

XIII.yüzyılın ikinci yarısında Trabzon, Erzurum tebriz yolu ile Karadeniz İran ticaret yolunun önemli bir limanı haline gelmiştir. Yüzyılın başlarında Moğolların egemenliği azalınca, bu kez Türkmenler kendilerini göstermiştir. İmparator Manuel II, Türkmenlerle (1332) İmparator Bazileus (1332-1340) Akkoyunlularla savaşmıştır. Yıldırım Beyazıt 1398’de Samsun’u ele geçirmiş ve sınırlarını Trabzon’a kadar genişletmiştir. Timur’un Anadolu’ya hücumu sırasında İmparator Manuel Komnenos III Ankara Savaşında 1402’de onun yanında yer almıştır.

İstanbul’un fethinden sonra Pontus İmparatoru Kalo İoannes IV, belirli bir vergi vererek Fatih Sultan Mehmed’in egemenliğini kabul etmiş, ancak Osmanlılara karşı Uzun Hasan’ı desteklemiştir. Bu arada Trabzon’a kaçan Bizanslılara da yardımcı olmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed Hızır Bey’i Trabzon’a göndermiştir. Osmanlı donanmasının Trabzon önlerinde görülmesi (1456) üzerine hazırlıksız yakalanan imparator yılda 1000 altın vermek istemiş, Fatih Sultan Mehmed bunu 3000 altına çıkararak anlaşma sağlamıştır. Pontus Devleti Osmanlılara karşı yıkıcı girişimlerde bulunmuş ve sonunda 26 Ekim 1461’de Trabzon Osmanlıların eline geçmiştir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. XVI. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon’da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon’a saldırmışlar (14 Nisan 1916), ve ele geçirmişlerdir. Rus İhtilâli’nin 1917’de olmasından sonra Ruslar Trabzon’dan çekilmişlerdir. Bu sırada Karadağ’da toplanan Türk Milis Güçleri Akçaabat’a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey’in komutasında Trabzon’a doğru yürümüşler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girmişlerdir.

Trabzon Cumhuriyet döneminde de vilayet konumunu sürdürmüştür.



TrabzonGezgin Gözüyle


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Atatürk Köşkü: Soğuksu semtinde küçük bir çam korusu içinde yer alıp 20.yüzyılın hemen başında yaptırılmış, Atatürk 1934 ve 1937 yıllarında Trabzon'u ziyaretlerinde bu köşkte konuk edilmiştir. Onun ölümünden sonra Trabzon Belediyesi tarafından, dönemde kullanılan eşyalarla dekore edilerek, Atatürk Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Ulu önderimiz 1937 yılında vasiyetnamesinin bir bölümünü bu konakta yazmıştır.


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Sümela Manastırı: Şehir merkezine 45 km uzaklıktaki Maçka ilçesinin 17 km. güneyinde, Meryem Ana Deresi vadisinde ve vadi tabanından 250 metre yükseklikte, duvar gibi dik bir yamacın ortasındaki bir mağara içerisinde inşa edilmiş olan manastır, bölgenin ilk Hristiyan tapınağıdır.

Trabzon Kalesi: Yörenin en iyi korunmuş eseridir. Şehir merkezinde ve denizden tepelere kadar uzanmaktadır.

Cephanelik: Fatih Kulesi veya Irene Kulesi olarak bilinen ve kitabesi olmadığından hakkında kesin bir bilgi bulunmayan kulenin İmparatoriçe Irene (1340-1341) tarafından Trabzon aristokrasisinin toplantı yeri olarak yaptırıldığı söylenmektedir.


Trabzon Sözlü Tarih


Kentin Alınışına ilişkin söylence:Fatih Trabzon'a gelir,pontos kralı David ,Fatih'e karşı koyamayacağını anlar.Kenti kurtarmanın yollarını arar.En akıllı adamlarına tanışır.Fatih'e şöyle bir öneri yapılmasına karar verilir."Kentin dışında ,kıyıda Ayasofya Kilisesi'yle Kule arasında bir zincir gerilidir.Fatih'in her zaman öğündüğü topçuları bu zinciri kırk atışta koparabilirlerse kent hiçbir direnme olmaksızın teslim olacaktır.Koparamazlarsa ordular geri çekileceklerdir.

Fatih düşünür taşınır öneriyi kabul eder.Topçular hazırlanır.atışlar başlar.En iyi nişancılar bile ,zinciri koparamaz.Sıra son atıştadır.Fatih:"Kendine güvenen varsa geçsin topun başına " der kimse göze alamaz.
Derken top birden ateşlenir.Atışı yapan Hoşoğlan adında çelimsiz bir yeniçeridir.Huzura getirilir,Fatih topçu olup olmadığını sorar.;olumsuz cevap alınca da öfkelenip başını vurdurur.O anda teeplerden bir çığlık yükselir.:"Zincir koptu kent teslim oluyor"Ortalık bir anda akarışır.Ordu çığ gibi kente akmaya başlarHoşoğlanda kesik başı koltuğunun altında en önde koşmaktadır.,İlk coşku geçip de Hoşoğlan'ın farkına varıldığında olduğu yere düşer.ölür ve üldüğü yere bir türbe yaptırılır.

Delicebal Söylencesi:Onbinler zorlu bir yolculuktan sonra Trabzon önlerine gelirler.Maçka - Gümüşhane arasında ki dağlardan geçerken ağaçlardan bal damladığını görürler.Askerlerin çoğu üşüşüp baldan yiyince ya uykuya dalar yada deli olurlar,Aradan saatler geçer fakat uyanamazlşar.Onları gören yerliler üzerlerinde ne varsa alırlar.Ayılanları da bir güzel döverler.Askerlerde ayık olanları kıyıya doğru kaçmaya başlarlar.
Sonunda balın Maçka'da Meryemana Dağları'nda yetişen zifin "Zafinos" adlı çalımsız bir bitkiden toplandığı anlaşılır.ayılanlar dabir süre deli gibi dolaştıklarından bu balın adına "Delibal" adı verilir.Günümüzde yabann arısı balı da denilen bu baldan çok yiyenlerde çeşitli delilikler uyuşukluklar sarhoşluklar görülürki buna bal tutması denir.

Sesli Kayalar Söylencesi:lV.Murat Bağdat seferinden dönerken Sümela Manastırı karşısındaki sesli kayalar denilen yerden geçerken ayak seslerinin kayaların sayısınca yansıdığını duyar.Durup aşağı bakınca 300 m yüksekliğindeki bir kaya oyuğuna yapılmış Sümela Manastırı'nı görür.Yerlilerden burasının kutsal Sümela (Meryemana) manastırı olduğunu ,içinde Hristiyan keşişlerin barındığını uçan kuştan gayrısının giremediğini öğrenir.Çok kızar.Manastırın topa tutulmasını buyurur.Ancak atılan toplar Manastıra değmez.Yanlarından geçip gider.Bunu gören lV.Murat Manastırın kutsallığına inanır.Oraya kimsenin dokunmamasını buyurur.

Hıdrelez söylencesi:Yörede yaygın olan bir inanışa göre hıdrelezde çalışmak haramdır.Çalışanlar Belli bir saatte iş başında yakalanırlarsa mutlaka yaptıkları işe göre cezalandırılırlar .Söylenceye göre Hıdrelez günü bir aileninin fertleri tarlaya çift sürmeye giderler Anneleri tarlaya ekin atmakta oğulları ise öküzleri ile tarlayı sürmektedir.Hepsi oldukları yerde çifte karışır ve yerlerinde birer ağaç biter Rişk yaylasında bulunan ormanda ağaçların arasında kocaman taşlık bir alan vardır Tamamen boş olan bu alanda önde bir ağaç ekin atan anneyi arkadaki iki ağaç çit süren çocukları onların arkasındaki ağaç ta öküzlerini gösterirmiş.



Asım Efendinin Görele’ye Mektubu

Huzuru Fazılhanelerine
Muhterem Efendiler
Selamı mahsus afiyetinizi bir buçuk seneyi mütecaviz tahriren muharebatımız miyanemizde munkatı akraba ve yakınlığı büyüklerimiz geçdükten sonra unuttuk. Merhum efendiler sılayi rahmi terk etmeyup beher sene gelürler idi ve sizler terk ettünuz.Pederlerinuzun makam ve derecesini ihraz ettunuz halen birbirumuzi tanımiyoruz.Bu dünyanın hiç hükmi yoktur.Allah (C.C.) bir hafta zarfında Of kazasını mahvu perişan etti.Of’un kesret-i ilmu irfani servetu samanı Karadenizde bir dahi yok idi.Cenabı Allah 24 saatte mahvu perişan etti.6 Temmuz’da bir gün bir gece semadan yağan yağmur ve yerlerin dağ ve taşlardan huruç eden Nuh Aleyhiselamın zamanı gibi oldı.Of’un en büyük ve en zengin karyesi Zisino karyesi 45 hane Zeno 500 hane.Zeleka,Holaysa,Kadahar nahiyesi 700 haneye yakın.Hopşara ve Şui 800 hane.Holo köyleri 25 muhtarlıktır.Bunların arazileri yüzde 80’i gitti.Kalan 20’den da birşey anlaşılmaz.Hane,değirmen,dükkan 2000’den mütecaviz nüfus 5 altı yüz kadar boğazda hiçbir Pazar kalmadi.Bilduğumuz Kadahor ve Hadi belırsuzdur.Köprü, cami, dükkan kamilen gitmiştur.Elhasıl su Celal Efendinin hanesi altina kadar çıkti.Merhum amcalarımızın asarı olan taşköprüyüde aldı.Merkezden Hadiya kadar olan Pazar mevkii kalmamıştır.Paçan ile Mimilosta çok zayiat yoktur.Lehul hamd akrabalarımızdan nüfus zayiatı yoktur.2yaylalarda bulundiler.Of kazası 80.000 nüfusdur.Tahminen 50.000’ni hicrete mühayyadır.Zeno karyesi camii şerifi 11 kubbeli İstanbul’da emsali yok idi.Dereden camiye kadar dört saat üstünden aşağı iki saat köyün başında Yoroz dağı gibi bir dağ var idi.Yarilup cami ve köyü önüne katup dereye indurdi.Karyelerde komşudan komşuya gitmeye mümkün yoktur.Irmaklar 2 minare derinluğinde 20 dakika mesafede ehali birbirinden haberdar değil.El anda olamadi.Bugün Paçan muhtarı Sürmene (yolu) tarikı ile Of’a geldi.İşte Paçan ve Mimilostan bir parça izahat aldum:Ekseri konak ve haneler taş üzere altından su kaynayup haneyi uçurdi.Bazısı da aşağı geçti.11 kubbeli camide 50 kişi yatsıyı kılayurdi.Bir takımlarıda cami de (köy odasında) kumar oynayurdi.Öylece sel onlari götürdi.
Felaket gündüz saat 3’te başladı.Dağlara siyah bir bulut kaplayup yariluyurdi.Sedasını merkezden işıturduk.Saat 7 sularında şiddetli bir hareketi arz da oldi.8 gün 8 gece dağlar mutemadiyen yarildi ve seller akar idi.2 gün güneş etti.Mimilos,Anoso karyeleri (köyleri) güneşte battı sel oldıler.Abdest alınamayacak bir ırmak 150 seneluk bir gürgen ağacını götürdi. Şinek başı mezra ve çayırlar kamilen sel oldı.Bu karyelerde hiç şenlik yok.Masiyet ve isyan bu köylerde idi.Cenabi Hakkın büyük bir kudreti ilahiye-i azimesini gösterdi.
Kondu karşusunda (Veçono adında) bir karye vardır.Gece oradan bir sel alıp dereye 1.5 saat bayır mevkiinden haneyi aldı koptu.Derenünde (içinde) 2 kadın çocukları kucaklarında o azim dereden karşuya haneyi attı.Derününden 2 kadın ve çocuklar çıkıp Hopşera köyüne iltica ettiler.Elyevm berhayattırlar.2 kadın da çocuklar kucaklarında biri beşikte mağrukan (boğularak) Rize açıklarında deryada bulundiler.Ve birda çabulaci ustasini Zisino karyesinde evinden sel geturdi.1 saat kadar getürüp bir bayirda durdi.Boğaza kadar çamura gömülmış üç gün üç gece feryad edup açlıkdan bunaldı.Bir sabah namazı 15 yaşlarında bir yanına vardı bir parça arpa ekmeği tuzsuz ve üzerine bir parça yağ peynir verup yedi,aklı başına geldi.Delikanlı gaip oldu.Elveym o adam berhayattır.
Zisino ahalisi Leylen köyün ortasına toplandiler ellerinde fenerler dört taraflarından seller hücum etti.70-80 kişi var idiler.Çikamadilar.Büyük bir sel geldi bunları önüne kattı.Allah Allah sedaları asumane çıktı.Karşuki köyden görürlerdi.Fenerler sönüp kelimeyi şehadet kesildi.Cümlesi mağrukan vefat eyledi.Bazi kimselerida bir saatlik yola kadar sel geturup kabattı.İki gün sonra çıkarıldiler.Hali felaketten haberdar olamadiler.
Velhasıl yüzde 20 deduğumuz Müslümanlar kurtardiler.Düz tarlaları metin binaları olan mütebaki 80’i helak oldiler.Hazreti Allah Nuh aleyhisselam kavmi gibi de bu kavmi eyledi.Dere hala çamur akayur.Ceviz kadar taş dereye atsan batmaz o kadar sıkı çamur akayur.Bayburt hududundan Of dağları umumen yarıldiler.Yarılup sele giden dağların sedası asumane çıkardı.Geri kalan ahalilerde 40 güne varmaz.O derece korktuk!!!
Hazreti Allah Subhanehu Hazretleri kudreti azametini bize gösterdi.Dere tuğyan güni iki minare derunlukte deryaya karişmakta 40-50 adım mesafede kaldı.Denize karışmadı ve deniz bulanmadı.Of’un önüne vapur demirleduği mesafeye kadar doldurup düzeltti.Pabuçle gezilir.Bir mahdır (aydır) aheste yağıyor.Dört gündür güneş gördük.Karyelerde kabristan bile kalmayup sele gitti.Of boğazını dere şöse yolile beraber doldurup dümdüz toprak oldu.
Velhasıl iki mah(ay) evvel Of’a 4500 liralık rakı geldi.2500 liralığı Kodahora çıktı.Bir mah zarfında sarfedildi.Muskikat (Tekel) memuru ile bendeniz konuştum.Kadohorda hangi dükkanda idiyseler dere orayı basduğı vakitta su saçaklarına kadar çıktı.Derunundan ateş zuhur edup ıhrak (yandığını) olduğunu yüzlerce insan müşahade eyledi.
Bu da Cenabi Hakkın bir kudreti azimesidir.Bu gibi felaketlere duçar olanlar balduzini aldı.Ve ovey validesini alanlar çıplak dans oynayanların başına gelmiştir.Küfrani nimet eylediler.Bu ahaliler zengin idiler.Of birbuçuk milyon lira senede fındık , fasulye , mısırdan alurdı. Her hafta vapurla İstanbul’a , Samsun’a bin liralık yağ gönderurdı.Beher hafta için mevsimde 500 çuval fasulye.Bu aylarda 50 çuvala kadar fasulye İstanbul için vapura verildi.Balmumi yumurta vesaire başta Sürmene kazasına Rize vilayetini mısır fasulye idare ettururdi.Şimdi sadakaya muhtaç kalduk.Bir kilo ekmeği 48 kişi taksim etti.Esnaiyı felakette Cenabı Hakka şükür olsun akraba ve taallükatca bir kederumuz yoktur.
Cenabu Hak bu gibi afetlerden cümlemizi muhafaza buyursun amin.Cümlenuze dua ve selam ederum.Baki Hüda’ya emanet olun.Muhaberatımızı devam etturelum.
Of’un felaketi dil ve kalem ile Vasfi gayri mümkündür.Cenabı Hak kulları yarattığı ve peygamberlerden Nuh aleyhisselamın kavmile bizi Nuh kavmi gibi etti.
Esteızubillah (Ve berezuli’llahi’l- Vahid’l-Kahhar Nazmı Celili Subhaniyesine bizi mazhar kıldı.İslamiyete devam edun.Ve bu mektubi da Müslümanlara göster,münafıklara gösterma.Of ulema ve meşayıh yeri idi.Bu felaketleri hep haber verdiler.Münafıklar inanmadı.Olurki Hazreti Ellah diğer kaza ve vilayetleri bizden köti eder.Göreyim sizi İslamiyetunuze halel geturman.Vehbi Hafız ve Celal Efendinun dereleri kamilen gitti.Ve bendenizunda dereleri gitti.Ahzuatanız (alış-verişiniz) nasıldır.Hala Trabzon ilemi yapuyirsunuz.Yoksa İstanbul’lemi?Felaket dolayısıyle çoluk çocukla bu sene kasabada yazlıyoruz.
Bu yazdığumi Of’un yüzde 80 ‘i isyan etmiş idi.Mutebakisi İslamiyette berdevam idi.Böyle olduk.Siz sizi düşünün.Arpalı karyesi var idi.Köyün ortasından bir küçük ırmak akar idi.Matur dağı yarıldığında bir şimşek ateş çıktı.Sedası asumne çıktı.Ahalileri firaren dağa çıkmışler idi.Yüzlerce insan müşahade ettiler.Bir ejderha başı köpek başından büyük kulakları merkep kulağından büyük sağına solına bakarak bib bir ardı sıra iki tane geçtuği görüldü.Ve derede pek çok büyük yılan aktı.Dağların hareketi elan kesilmedi yine tehlike var.
Baki selam hatmi kelam ederim..

31 Temmuz 1929
Bakkalzade Asım bin Muhammed



TrabzonCami ve Mescitleri

Trabzon Cami ve Mescitleri

Trabzon camilerinin büyük çoğunluğu, çeşitli zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliklerinden uzaklaşmışlarsa da günümüze yine de iyi bir durumda gelebilmişlerdir. Trabzon ve ilçelerindeki camilerin yapımında taşa ağırlık verilmiş, bunlarda siyah-beyaz renkteki taşların birbirlerini izlemesiyle ilginç bir görünüm sağlanmıştır. Taş mimarisinin yanı sıra ahşap camilerle de Trabzon’da sık sık karşılaşılmaktadır. Gülbahar Hatun Camisi’nin ters T plânı istisna olarak kabul edilirse, genelde plân düzenleri kubbe ve düz tavanların örttüğü dikdörtgen mekânlardır. Bezeme elemanları, özellikle çini, kalem işi ve ştukoya pek az rastlanmaktadır. Ancak yörenin de etkisiyle ağaç işlerine bezemede büyük önem verilmiştir. İl merkezi dışındaki camiler ise ahşap tavanlı olup, mimari özellik göstermemektedirler.

Ayşe-Gülbahar Hatun Cami (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon il merkezinde Ortahisar’ın batısında, Zağanos Köprüsü’nün yakınında bulunan bu topluluğu; cami, imaret, medrese, hamam, sıbyan mektebi ve türbeden meydana gelmiştir. Bu yapılardan günümüze yalnızca cami ile türbe gelebilmiştir. Sıbyan mektebinin yerine de 1899 yılında günümüzdeki Gülbahar Hatun İlköğretim Okulu yapılmıştır.

Trabzon’daki Türk eserleri arasında Gülbahar Hatun Camisi’nin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Atapark diye isimlendirilen alanda yer alan bu camiyi Sultan II. Beyazıt’ın karısı ve Yavuz Sultan Selim’in annesi Ayşe-Gülbahar Hatun yaptırmıştır. Ancak caminin kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi ve mimarı kesinlik kazanamamıştır. Bununla birlikte, caminin yanında bulunan Ayşe-Gülbahar Hatun Türbesi’nin h.911 (1505–1506) tarihi biraz ışık tutmaktadır. Büyük bir olasılıkla Gülbahar Hatun Camisi de aynı tarihlerde yapılmıştır. Yapı çeşitli devirlerde birçok onarım geçirmişse de orijinal durumundan pek fazla uzaklaşmamıştır. Caminin giriş kapısı üzerindeki h.1301 (1885) tarihli kitabe onarım kitabesidir.

Cami koyu gri ve sarımtrak beyaz taştan yapılmıştır. Caminin ters T veya zaviyeli camiler plan tipinde olduğu, onarımlar nedeniyle de geç devir özellikleri taşıdığı görülmektedir. İbadet mekânını örten ana kubbe 15.00x15.00 m. ölçüsünde olup, pandantiflerin yardımıyla dört duvar üzerine oturtulmuştur. Bu mekânın yanlarında ters T’nin kolları ise cemaate daha çok yer kazandırmak amacıyla son yıllarda yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.

Evliya Çelebi bu camiden söz etmiştir:

“Aydınlık bir camidir. Çok sağlam vakfiyesi vardır. Polathane ismi ile anılan Akçaabat da bu caminin vakıflarındandır. Ayrıca daha başka vakıf köyleri vardır. Yekpare kubbesi içinde nice kandiller yanar. Duvarlarının bir sıra taşları cilalıdır. Bir sofa beyaz ve cilalı taşlarla yapılmıştır. Bu caminin bitirilmesinde ebcet hesabıyla h.920 (1514–1515) eder”.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Ayrıca cami avlusunun dört bir yanında yüksek odalarla süslenmiş bir medresesi olduğunu söyleyerek buradaki görevlilere de değinmiştir:

“İmam ve talebeye aydan aya vakıf tarafından belirli vazife, et ve mum parası verilirdi” Bugün bu medreseden günümüze hiçbir iz gelememiştir.

Son cemaat yeri baklava başlıklı altı sütunun taşıdığı kemerler üzerine oturan beş kubbeden oluşmaktadır. Kubbelerin içleri 1905 yılında yapılan onarım sırasında kalem işleriyle bezenmiştir. Beyaz kesme taştan, 1.20 m. kalınlığındaki cami duvarları üzerine kubbe oturtulmuştur. Son derece güzel aydınlatılan caminin mihrabı mermerden beş bölümlüdür. Baklava motifleriyle sonuçlanan mihrabın boyanmış oluşu, onu doğal güzelliğinden uzaklaştırmıştır. Burada dolaşan yazı frizi caminin h.1301 (1803) yılında onarım geçirdiğine işaret etmektedir.

Sekizgen bir kaide üzerinde, caminin sağında yer alan minare iki sıra siyah, bir sıra beyaz taşların işlenmesiyle meydana gelmiş olup mukarnaslı, tek şerefelidir. Ayrıca caminin önündeki şadırvan önceden buradaki bir avluya işaret etmektedir. Günümüze oldukça iyi bir durumda gelen bu şadırvan, 1967 yılındaki onarım sırasında yenilenmiştir.


İskender Paşa Cami (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon Belediyesi’nin arkasında, Taksim Meydanı’nda olan İskender Paşa Camisi’nin giriş kapısı üzerinde h.936 (1529) tarihli kitabesi bulunmaktadır. Ayrıca burada 1882 yılında onarıldığını gösteren bir başka kitabe daha bulunmaktadır. XVI. Yüzyılda, 1512 yılında Trabzon Valiliğine getirilen İskender Paşa tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Caminin avlusunda bulunan medresesi yıkılmış, batı yönündeki haziresi de kaldırılmıştır. Cami değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden uzaklaşmıştır.

Evliya Çelebi bu yapıdan şöyle söz etmektedir:

“Kâfir meydanı diye bilinen meydanın doğu tarafında, yekpare mavi kubbeli bir camidir. İçeriden güzel bir minaresi vardır. Ayrıca cami avlusunun kuzeyinde birçok odalarla süslenmiş mamur bir okutma yeri vardır ki talebesinin belirli vazifeleri olduğu söylenir”.

Evliya Çelebi’nin külliye olarak sözünü ettiği bu yapı topluluğundan günümüze yalnızca camisi ile çeşmesi gelebilmiştir.

Kesme taştan yapılan İskender Paşa Camisi, Gülbahar Hatun Camisi ile birlikte h.1301 (1803) yılında onarım geçirmiş, ana kubbenin dayandığı kuzey duvarı kaldırılmış, bunun yerini iki sütun almış ve ağırlık buraya verilmiştir. Böylece kubbe duvarı geriye çekilmiş, ibadet yeri genişletilmiş ve ön bölüme de bir son cemaat yeri eklenmiştir. Geniş kemerli beş bölümlü son cemaat yeri XIX. yüzyıl özellikleri göstermekte olup, dış portal üzerindeki h.1301 (1803) tarihi konuya açıklık getirmiştir. Yanları kapalı olan son cemaat sütunlarının kare kaide ve başlıklı oluşlarının yanı sıra ahşap bir çatı ile örtülü oluşları buraya ilginç bir görünüm kazandırmıştır.

İbadet mekânı dıştan kiremit kaplı tek bir kubbenin örttüğü kare plânlıdır. Kuzey yönünden kubbenin örtemediği bölümler tromplu küçük kubbelerle tamamlanmıştır. Barok-ampir karışımı bezemeye sahip olan mihrap orijinal değildir. Konak Camisi, yeni Cuma Camisi ve Çarşı Camisi mihrapları ile benzerlik gösteren mihrabın bordürlerinde stilize bitki motifleri, helozoni şekiller ve asma yapraklarından oluşan bir bezemeye yer verilmiştir. Cami içerisindeki bezemelerde de geç devir özellikleri gösteren kalem işleri ile karşılaşılmaktadır. Mermer minberin her iki yanında yüksek kabartma motifleri ile rozetler dikkati çekmektedir.

Caminin içerisinden çıkılan minare sekizgen bir kaide üzerine oturan bir sıra taş, beş sıra tuğladan meydana gelmiştir. Şerefe altlarında da tuğladan yapılmış bezemeler olup korkuluklarında taşa işlenmiş dairevi motifler ve rozetlerle süslenmiştir.

İskender Paşa’nın mezarı h.948 (1535–1536) caminin batısındadır.


Erdoğdu Bey Mescidi (Merkez)

Trabzon’un Erdoğdu Mahallesi’nde yer alan bu mescidi Trabzon Valilerinden Erdoğdu Bey h.985 (1577) yılında yaptırmıştır. Cami değişik zamanlarda onarım geçirmiş ve büyük ölçüde orijinalliğinden uzaklaşmıştır.

Evliya Çelebi bu camiden söz etmiştir:

“Hatuniye Camisi’nin güneyindedir. Bu iki cami arası yarım mildir. Bu cami Tekfur Sarayı Mahallesi’ndedir. Eskiden mescit olarak yapılmış, sonra Erdoğdu Bey bunu padişahın emriyle Cami haline koymuş. 985 Mütenasip bir minaresi vardır ki çok sanatlıdır.”

Duvarları kalın kesme ve moloz taştan yapılmış üzeri çatı ile örtülmüştür. Caminin girişi kuzeyde olup, iki katlı son cemaat yerinden sonra ana mekân son derece güzel aydınlatılmıştır. Mukarnaslı mihrap ve ahşap minberi olup, buradaki h.1317 (1899) tarihi caminin onarıldığı yıla işaret etmektedir. Yapı en son 1970 yılında bir onarım daha geçirmiştir. Minaresi taştan ve tek şerefeli olup, belirgin bir özelliği yoktur.


Tavanlı Cami (Merkez)

Tekke Mahallesi'nde Nemlioğlu Konağı yanında yer alan bu cami Trabzon Vakıflar Müdürlüğü’ndeki bir belgeye göre h.1060 (1650) yılında yapılmıştır. Giriş kapısı üzerindeki h.1291 (1874) ve h.1308 (1890) tarihli kitabelerinden onarıldığı yıllar öğrenilmiştir.

Kesme taştan, dikdörtgen planlı ahşap çatılı orijinal durumundan, geçirdiği onarımlar nedeniyle çok uzaklaştırılmıştır. Son cemaat yerinin doğusunda çeşme, batısında da ona bitişik olarak minaresi bulunmaktadır. Bunlarla birlikte son cemaat yerinin cephesi ortaya çıkmaktadır. Son cemaat yeri ahşap bir tavanla örtülü olup, ortasında barok kıvrımlı bir göbek bulunmaktadır. Son cemaat yerinden ibadet mekânına giriş kapısı üzerinde ahşap mahfil bulunmaktadır. Caminin içerisi çok sayıdaki pencerelerle aydınlatılmıştır. Mihrap ve minber sade olup, batı köşesinde yer alan taştan tek şerefeli minareye iki katlı son cemaat yerinden çıkılmaktadır.


Müftü Cami (Merkez)

Trabzon Maraş Caddesi’nde Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin karşısında yer alan bu caminin yerinde Trabzon Müftüsü Elhaç İsmail Efendi’nin h.1167 (1753) yılında yaptırdığı bir cami vardır. Dikdörtgen plânlı, barok üsluptaki bu cami 1970 yılında yıktırılmış ve yerine bugünkü cami yaptırılmıştır.

Kesme taştan, kare plânlı kubbeli caminin mermer mihrap ve minberi İstanbul’da yapılarak buraya getirilmiştir. Pencere camlarındaki bezemeler ve kalem işleri ile dikkati çekmektedir. Batısındaki mezarlar camiyi yaptıran Hacı İsmail Efendi ile oğlu Seyit Mahmut Efendi’ye aittir.


Hızır Bey Cami (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon Hızır Bey Mahallesi’ndeki bu camiyi fetihten sonra, burada valilik yapan Hızır Bey’in yaptırdığı sanılmaktadır. Ancak kitabesi bulunamadığından bu konu kesinlik kazanamamıştır.

Yapı üslubundan XVIII. yüzyılda yenilendiği anlaşılan cami kesme taş duvarlı, içten kubbe dıştan çatı örtülüdür. İki katlı son cemaat yeri, mihrap ve minber barok özellikleri göstermektedir. Mihrabın her iki yanındaki küçük sütunlar asma yaprakları ile bezenmiştir.

Semerciler Cami (Merkez)

Trabzon Çarşı Mahallesi’nde, Semerciler Yokuşu’nda evler arasına sıkışmış olarak günümüze gelebilmiştir. Kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber h.1173 (1759) tarihli vakfiyesi bulunmaktadır. Y.Mimar Sedat Çetintaş XVIII. yüzyılda yapılmış olabileceğini belirtmiştir. Caminin ana giriş kapısı üzerindeki onarım yazıtı ise h.1236 (1820) tarihine işaret etmektedir.

Kesme taş duvarlı cami kare planlı olup, onarım öncesi tek kubbe ile örtülü bulunuyordu. Onarımdan sonra kubbe yerine ahşap bir tavan ve çatı yapılmıştır. Kuzey ve batı yönündeki iki kapıdan içerisine girilen caminin kapısının ana portali üzerindeki kitabenin Yavuz Sultan Selim’in annesine ait olduğu söylenirse de günümüze gelememiştir.

Eski kaynaklarda yok olan bu kitabe ilgili bazı bilgiler bulunmaktadır:

“Sultan Selim’i sinesinde taşıyan sevgili anası o büyük Anadolu Türk Hatunu fâni dünyadan yüz çevirdi. Ebedi ahiret hayatına yöneldi. Vefat tarihi rahmet-i dayım beru.”

Bu yazıt ebcet hesabıyla h.911 (1505–1506) tarihleri ortaya çıkmaktadır. Bu durumda yapının ilk şeklinin XVI. yüzyıla ait olduğu ortaya çıkmaktadır.

Caminin içerisini aydınlatan pencereler dışarıdan basit görünüşlü olmalarına rağmen içten yuvarlak kemerlidir. Onarım sonrası yapılan ahşap tavan iç içe sekizgenlerle bezenmiş yer yer de ayetlere yer verilmiş, birbirini kesen yıldızlarla kompozisyona hareketli bir görünüm kazandırılmıştır. Güney duvarının ortasında, derin bir niş görünümündeki taş mihrap sade olup, yarım silindirik yivlerle bezenmiştir. Ahşap minber kündekâri (geçme tekniği) taklidindedir. Çeşitli geometrik parçalar, altıgenler ve bunların içlerindeki ziyaretlerle süslenmiştir. Yapının kuzey-batı köşesinde taş minaresi küçük ve şerefelidir.


Konak Camisi (Merkez)

Trabzon Uzun Sokak’ta yer alan bu cami, çevresindeki evler arasında sıkışıp kalmıştır. Bu caminin de kitabesi günümüze gelemediğinden, yapım tarihi ve yaptıran ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Kasım Ağa isminde bir kişiden söz edilse de bu bilgi kesinlik kazanamamıştır.

Son cemaat yeri üzerindeki h.1301 (1803) tarihli yazıt onarımını belirtmektedir. Barok özellikleri, sütunlar üzerindeki kıvrık dal ve yıldız motifleri yapının XVIII. yüzyılda yapılmış olabileceğine işaret etmektedir.

Caminin ön cephesi kesme taş, diğer duvarları kesme moloz taştan meydana gelmiş olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Mihrap ve minber barok üsluptadır. Taş mihrabın her iki yanında asma dallarıyla bezeli küçük taş sütunlar vardır. Ahşap minberin hiçbir özelliği bulunmamaktadır. Batı yönündeki taş minaresi tek şerefelidir.


Ahi Evren Dede Cami (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon’a hâkim Boztepe’de yapılan bu caminin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla birlikte, Şemsettin Sami, Sultan Orhan zamanında Ahi Evren Dede’nin Trabzon’da bir tekke yaptırmış olduğunu kaydettirmiştir. Hiç kuşkusuz, bugünkü caminin yerinde dergâh, cami ve türbe bulunuyordu. Ancak şekilleri hakkında hiçbir bilgi olmayan bu yapı topluluğunun yerine, aynı ismi taşıyan cami yapılmıştır.

Günümüze ulaşan Ahi Evren Dede Camisi h.1305 (1887-1888) yılında Trabzon’un sevilen kişilerinden, Sultan Abdülaziz’in baş müezzinlerinden Hacı hakkı Baba tarafından onarılarak bugünkü şeklini almıştır.

Cami kare plânlı, taş duvarlı ve ahşap çatılı idi. Ancak 1976 yılında yapılan onarımda üzerine kubbe ilave edilmiştir. Mihrap ile minberi sade olup, minaresi küçük ve tek şerefelidir.



Musa Paşa Cami (Merkez)

Trabzon Musa Paşa Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesinden öğrenildiğine göre; h.1079 (1668) yılında Musa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Orijinal özelliklerini koruyarak günümüze ulaşan bu yapı Erken Osmanlı Devri tek kubbeli camilerinin Trabzon’daki tek örneğidir.

Kesme taştan kare plânlı küçük bir yapıdır. Oldukça kalın olan duvarların üzerindeki izlerden bazı onarımlar geçirmiş olduğu anlaşılırsa da bunlar yapının bütünlüğünü etkilememiştir. Kuzey yönündeki son cemaat yeri küçük olup, devşirme sütunlar ve kornişler kullanılmış içten tonoz, dıştan eğimli bir çatı ile üzeri örtülmüştür. Stalaktitli mihrap ve yeni yapılan minberi sade olup, minaresi tek şerefelidir.


Hoca Halil Cami (Hatip Cami, Kalvanoğlu Cami) (Merkez)

Trabzon’da Pazarkapı Mahallesi’nde, Hoca Halil Sokağı’nda, Kanuni Sultan Süleyman’ın hocası Hoca Halil Efendi tarafından yaptırılmıştır. XVI. yüzyıl eseri olan bu yapı, bir deprem sonucunda h.1312 (1896) yılında yıkılmış ve semt sakinleri tarafından yeniden yaptırılmıştır. Semtin hatırı sayılır kişilerinden Hatipzade Emin Efendi eski yapıya uygun olarak plânları çizmiş, yapımıyla da ilgilenmiştir. Aynı zamanda camide hatiplik yapmış, bundan ötürü de camiye Hatip Camisi ismi yakıştırılmıştır. Bunun yanı sıra kırk iki yıl imamlık yapan Kalkanoğlu Hafız Ahmet Efendi’nin anısına Kalkanoğlu Camisi de denilmiştir.

Tamamen evlerle çevrili bir alanda olduğundan, cephe görünümü özellik göstermemektedir. Kare plânlı kesme taş caminin iki katlı ahşap son cemaat yerine dört basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Kuzeyden girilen ana mekân oldukça aydınlık ve üzeri çatı ile örtülüdür. Mihrap ve minber gösterişsizdir.

Minare son cemaat yerinin kuzey-batı köşesine kesme taştan stalaktitli şerefeli olarak yerleştirilmiştir.


Tabakhane Cami (Merkez)

Trabzon Tabakhane Semtinde, Tabakhane Yokuşu’nun hemen yanı başında, Yavuz Selim’in Babüssade ağalarından Mahmut Ağa Ettavaşi tarafından h.940 (1533) yılında yaptırılmıştır. Bu cami günümüze orijinal durumunda gelememiş, Hacı Mahmut Ağa tarafından h.1030 (1618)’da onarılmıştır. Bunu h.1306 (1888) tarihli onarım izlemiştir.

Cami kalın kesme ve moloz taş duvarlı, kare planlı bir yapı olup, üzeri çatı ile örtülü idi. Kuzey girişinde iki katlı camekânlı bir son cemaat yeri, bunun sağında tek şerefeli minare yer alıyordu. Ancak cami bu durumu ile günümüze gelememiş, 1978 yılında Cami Koruma Derneği tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün onayı ile yıktırılmış ve yeniden yapılmıştır.


Çarşı Cami (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Kemeraltı Semtinde, Çarşı Mahallesi’nde, bedestenin karşısında yer alan Çarşı Camisi, Trabzon’un en büyük camisidir. Kuzey kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre, Trabzon Valisi Hazinedarzade Osman Paşa tarafından h.1255 (1839) yılında yaptırılmıştır. Vakıf kayıtlarından öğrenildiğine göre de bu caminin yerinde XVI. yüzyılda yaptırılmış Hacı Kasım Mescidi bulunuyordu. Bu mescit harap olunca yıktırılmış, çevresindeki dükkânlar istimlâk edilmiş ve bu caminin yapımına başlanmıştır.

Kesme taştan, barok-ampir üsluplarının karışımı olan cami, kalın taş duvarlı, dikdörtgen plânlıdır. İbadet mekânı altı kalın sütunun taşıdığı büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Kuzey ve güney yönlerinde üçerden altı kubbe, yanlarında bunun dışında kalan bölümler tonozlarla örtülmüştür. Kuzey yönü meyilli bir araziye rastladığından son cemaat yeri oldukça yüksek tutulmuş ve bunun sonucu olarak aşağıda meydana gelen boşluklara dükkânlar yerleştirilmiştir. Kare kaideli, kare başlıklı sütunlar ve kemerlerle son cemaat yeri üç bölüme ayrılmıştır.

Yapının kuzey, batı ve doğu yönündeki girişlerinden bugün yalnızca kuzey ve batı kapıları kullanılmaktadır. Bunlardan kuzey kapısı üzerinde, yazıtın iki yanında alçıdan cami maketleri ile Sultan Abdülhamit’in tuğraları yerleştirilmişti. Güzel bir mermer işçiliği olan mihrap, İskender Paşa, Konak ve Yeni Cuma camileri ile yakın benzerlikleri olduğundan aynı yıllarda yapılmış olabileceğini işaret etmektedir. Mermer minberin iki yanındaki çiçek motifleri Barok, Ampir üsluplarının özelliklerini yansıtmaktadır.

Siyah-beyaz taştan çokgen gövdeli minaresi tek şerefeli olup, son cemaat yerinin sağında yer almaktadır.

Caminin doğusunda bulunan medrese ile bugünkü şadırvanın olduğu yerde, 1847 yılında yaptırılmış olan muvakkithane yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Bu muvakkithanenin kitabesi Trabzon Müzesi’ndedir.


Gözaçan Cami (Merkez)

Trabzon Boztepe Mahallesi, Çayır Sokak’taki bu cami XIX.yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Kare plânlı, ahşap çatılı caminin mihrap ve minberi sade, minaresi tek şerefelidir. Minare yönünden fazla bir özellik taşımamaktadır.


Askeri Cami (Merkez)

Trabzon Askeri Hastanesi’nin camisi olarak Sultan II. Abdülhamit’in komutanlarından Hasan Paşa tarafından h.1301 (1883) yılında yaptırılmıştır.

Kare plânlı, taş duvarlı, ahşap çatılı caminin mihrap ve minberi barok üsluptadır. Küçük ölçüleri kalın, tek şerefeli minaresi kuzey-batı yönündedir.


Hacı Yahya Cami (Merkez)

Trabzon Mumhane Önü semtinde, Taşhan’ın bitişiğinde yer alan camiyi h.1196 (1781) yılında Hacı Yahya isimli bir kişi yaptırmıştır.

On beş basamaklı taş bir merdivenle çıkılan cami, dikdörtgen plânlı, üzeri oldukça büyük ve basık bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrabı sadedir, ahşap minberi ne yazık ki yağlı boya ile boyanarak orijinalliğini yitirmiştir.


Hamza Paşa Cami (Merkez)

Trabzon Gülbahar Hatun Mahallesi’nde, Emniyet Sarayı’nın karşısında yer alan bu camiyi Hasan Efendi Binti Elhac Mustafa Efendi h.1162 (1748) yılında yaptırmıştır.

Dikdörtgen plânlı, iki katlı camiye kuzeyden girilmektedir. Kalın taş duvarlı, ahşap çatılı olup, alt kat depo olarak kullanılmaktadır. Mihrap ve minber sadedir. Taş ve tek şerefeli minareye cami içerisinden çıkılmaktadır.


Hatun Hatuncuk Cami (Merkez)

Trabzon Kabak Meydanı Caddesi üzerinde, Trabzon Lisesi’nin karşısındadır. Yapım kitabesi günümüze gelememekle birlikte, mimari yapısı XVI. yüzyılda yapılmış olabileceğine işaret etmektedir. Dergâh olarak yapılmış, tekkelerin kapatılmasından sonra camiye çevrilmiştir.

Son cemaat yerinin bulunduğu kuzey yönünde, karşılıklı derviş hücreleri yer almakta olup, zorunlu olarak değişikliğe uğramıştır. Tek kubbe ve kemerlerle örtülü mekân, yapının orijinal bölümüdür. Mihrap ve minberi sadedir. Minaresi 1971 yılında tek şerefeli olarak betondan yapılmıştır.


Tekke Cami (Merkez)

Trabzon Tekke Mahallesi’nde yer alan bu camiyi, h.1000 (1591) yılında Derviş Ali Baba, tekke olarak yaptırmıştır. Tekkelerin kapatılmasından sonra camiye çevrilmiştir.

Dikdörtgen plânlı, ahşap çatılı, kalın taş duvarlı bir yapıdır. Mihrap ve ahşap minberi sadedir. Derviş Ali Baba’nın mezarı hemen yanı başındaki sokaktadır.


Hasan Ağa Cami (Merkez)

Trabzon Mumhane Önü, Sakız Meydanı Sokağı’nda yer alan bu cami, Vakıf kayıtlarından öğrenildiğine göre; h.960 (1552) yılında Semerkantlı El hac Reis-i Kurradan Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Güney yönünden merdivenle çıkılan, beşgen plânlı caminin son cemaat yeri yoktur. Kalın duvarlı oldukça aydınlık bir görünümü olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Taş mihrap ile ahşap minberin fazla bir özelliği yoktur. Minaresi olmadığından bu görev kuzeydeki bir balkondan görülmektedir.


Hacı Kasım Cami (Merkez)

Trabzon Hacı Kasım Mahallesi’ndeki bu camiyi, Yavuz Sultan Selim’in defterdarı Hacı Kasım yaptırmıştır. Yapım kitabesi günümüze gelememiştir. Bununla birlikte yaptıranın yaşadığı yıllar göz önüne alınırsa, XVI. Yüzyılın ikinci yarısına tarihlemek yerinde olacaktır.

Günümüze epeyce değişikliğe uğrayarak gelen camiye batı yönünden de girilmektedir. Kuzeyde son cemaat yerinden ibadet mekânına geçilmektedir. Burasının üzeri, ağırlığın duvarlar üzerine verildiği bir kubbe ile örtülmüştür. Mihrap ve minberi sadedir. Taştan tek şerefeli minarenin ise güzel bir taş işçiliği vardır.


Hacı Salih Cami (Merkez)

Trabzon Semerciler Dibi, Bakırcılar İçi Sokakta, Alaca Han’ın yanı başındadır. Kitabesi bulunmamakla beraber, mimari yapısı ve yanındaki Alaca Han’dan ötürü XVIII. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Batı yönünden on dört basamaklı bir merdivenle çıkılan cami taş duvarlı, tonoz ve kemerlerin taşıdığı kubbesi iç mekânı örtmektedir. Minber ve mihrabı oldukça sadedir.


Şirin Hatun Camisi (İç Kale Cami) (Merkez)

Trabzon İç Kale’de bulunan bu camiyi Sultan II. Beyazıt’ın eşi Şirin Hatun adına oğlu Şehzade Abdullah Trabzon Valiliği sırasında h.875 (1470) yılında yaptırmıştır. Caminin yapım kitabesi girişin sağındaki sonradan yapılmış bir çeşme üzerindedir.

Mimari bir özelliği bulunmamasına rağmen tarihi belge niteliği taşıyan cami h.1286 (1869) yılında Trabzon Beylerbeyi Ahmet Paşa tarafından onarılmıştır. Dikdörtgen plânlı, ahşap çatılı, kesme taş duvarlıdır. Mihrap ve minberi oldukça sadedir.

Son cemaat yerinin batısında bulunan taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi yakın tarihlerde yapılmıştır.


Kemer Kaya Cami (Merkez)

Trabzon Kemerkaya Mahallesi’ndeki bu küçük cami yapım tarihi belli olmayan bir kiliseden dönüştürülmüştür.

On üç basamaklı taş bir merdivenle çıkılan caminin duvarları taş olup, üzeri ahşap çatılıdır. Minberi ve mihrabı oldukça sadedir. Mihrap üzerinde h.1306 (1888) tarihi yazılıdır. Büyük olasılıkla bu tarih, kiliseden camiye dönüştürüldüğü tarihtir.


Fatih Küçük Cami (Merkez)

Trabzon Bahçecik Mahallesi’nde bulunan bu yapının XIII-XIV. yüzyıllara tarihlendirilen bir kilise olduğu, Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrildiği sanılmaktadır.

Taştan, dikdörtgen plânlı yapının üzeri tonozla örtülmüştür. Mihrap (Apsid) yönü diğer bölümlerinden biraz daha yüksek olup, içerisinde taş kemerlerin varlığı dikkati çekmektedir. Üç pencereli, mihrap dıştan beş köşeli ve yivli, içten poligonal olup her iki yanında nişlere sahiptir. Camiye çevrildikten sonra güneyine bir mihrap yapılmıştır. Mihrap ve minberin belirgin bir özelliği yoktur. Batısında, sokakta yer alan minare 1981 tarihlidir.


Dürbinar Mezarlık Camisi (Akçaabat)

Trabzon ili Akçaabat ilçesinde bulunan bu cami, h. 1070 (1659–1660) tarihli vakfiyesinden anlaşıldığına göre, Osman Bin Sadullah tarafından yaptırılmıştır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden tamamen uzaklaşmıştır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı üzeri çatı ile örtülü yapıdır. Caminin yanında Hacı Salihzade Ali Ağa’nın yaptırmış olduğu medrese yıkılmış ve günümüze gelememiştir.


Mahalle Camisi (Akçaabat)

Trabzon ili Akçaabat ilçesinde bulunan bu cami h.1222 (1807–1808) tarihli vakfiyesinden öğrenildiğine göre Molla Bekir oğlu Hafız Üzeyir Efendi tarafından yaptırılmıştır. Bu cami daha önceki bir caminin yerine yaptırılmış olup, ilk cami hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır.

Kesme taş ve moloz taştan dikdörtgen planlı yapılan bu caminin üzeri çatı ile örtülüdür. Yanında yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Cami mimari yönden özelliğini yitirmiştir.


Eski Cami (Akçaabat)

Trabzon ili Akçaabat ilçesinde, deniz kıyısında bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelememiştir. Yapı üslubundan XVIII. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Bununla beraber yanındaki çeşmenin 1784–1785 tarihli kitabesi bulunmaktadır. Bu çeşme ile caminin bağlantılı olduğu sanılmaktadır.

Günümüzde betonarme olarak yenilenen caminin orijinal yapısı ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü hali ile kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. İlk yapıdan arta kalan minaresi barok üsluptadır. Özenli bir işçiliği olan minarenin şerefe altı stalaktitli olup, gövde üzerinde de çeşitli süslemeler bulunmaktadır.


Yeni Cami (Akçaabat)

Trabzon ili Akçaabat ilçesinde bulunan bu cami XX. yüzyılın başlarında halktan toplanan paralar ile yapılmıştır. Akçaabat’ın en büyük camisi olup, dikdörtgen planlıdır. Kesme taştan yapılmıştır.

Bunların dışında Akçaabat’ta Müftü Camisi ile Orta Mahalle Camisi bulunmaktadır. Ancak bu camiler yakın tarihlerde yenilenmiş ve orijinal şekillerinden günümüze hiçbir iz gelemediği gibi kaynaklarda da bir bilgiye rastlanmamıştır.


Akmescit Köyü Camisi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Akmescit Köyü’nde bulunan bu caminin kitabesinden öğrenildiğine göre; h.1290 (1873) yılında yaptırılmıştır. Banisi bilinmediğinden, yöre halkı tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan caminin önünde dört ahşap sütunun taşıdığı, ahşap çatılı dışa açık son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradaki yuvarlak kemerli bir kapıdan ibadet mekânına geçilmektedir. Giriş kapısı iki kanatlı olup, üzerinde kabartma şeklinde vazodan çıkan üzüm salkımları ve yaprakları bulunmaktadır.

İbadet mekânının üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Bu tavanın üzerinde iç içe geçmiş sekizgenlerden oluşan bir göbeği vardır. Mihrap kesme taştan oldukça sadedir. Yan yüzeylerinde dört sıra halinde bordürler içerisine baklava dilimleri yerleştirilmiştir. Mihrabın sağındaki minber ahşap olup, burada palmet motiflerine ve bir vazodan çıkan bitkisel motiflere yer verilmiştir.


Bahçekaya Köyü Merkez Camisi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi, Bahçekaya Köyü’nde bulunan bu cami, kitabesinden öğrenildiğine göre h.1302 (1885) yılında yaptırılmıştır. Banisi bilinmemektedir.

Kesme ve moloz taştan yapılan cami dikdörtgen planlı olup, üzeri kırma bir çatı ile örtülmüştür. Kuzey yönünde dört taş sütunun taşıdığı son cemaat yeri bulunmaktadır. Dışa açık olan son cemaat yeri yakın tarihlerde camekânla kapatılmıştır. Son cemaat yerinden yuvarlak kemerli bir kapı ile ibadet mekânına geçilmektedir. Bu kapı kesme taş lentolu, iki kanatlıdır. Kapının üzerinde örgü şeklinde motifler görülmektedir.

İbadet mekânı mihrap yönünde altlı üstlü ikişer, doğu ve batı yönünde altlı üstlü üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerden üsttekiler, alttakilere göre daha küçük ölçüdedir. Pencerelerin sövelerinde, kilit taşlarında palmet ve nar gibi kabartma motiflere yer verilmiştir.

Mihrap yuvarlak bir niş şeklinde olup, oldukça basittir. Üzerinde h. 1310 (1885) tarihli on satırlık bir kitabesi bulunmaktadır. Minber ahşaptan olup, yan yüzlerinde bitkisel bezemeye yer verilmiştir.


Güzelce Köyü Camisi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi, Güzelce Köyü’nde bulunan bu cami 1948 yılında yapılmıştır.

Kesme taştan yapılan cami, dikdörtgen planlıdır. Giriş kapısı üzerinde bir kiliseden alınmış söveler kullanılmıştır. Caminin mimari yönden hiçbir özelliği bulunmamaktadır.


Vakfıkebir Camisi (Vakfıkebir)

Trabzon Vakfıkebir ilçesinde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Cami değişik dönemlerde yapılan onarımlarla orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Bugünkü durumu ile XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait mimari özellikler taşımaktadır.

Trabzon yöresindeki en eski camilerden biri olduğu söylenen bu cami kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Mihrap ve minberi herhangi bir özellik taşımamaktadır. Yanında kesme taş kaideli yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


TrabzonTürbeleri

Ayşe-Gülbahar Hatun Türbesi (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon il merkezi, Orta Hisar’ın batısında, Hatuniye (Büyük İmaret) Camisi’nin doğusunda, Sultan II. Beyazıt’ın eşi, Yavuz Sultan Selim’in annesi Ayşe Gülbahar Hatun’un Türbesi bulunmaktadır. Bu türbe, kitabesinden öğrenildiğine göre h.911 (1505) yılında yaptırılmıştır.

Prof. Dr. Haşim Karpuz’dan öğrenildiğine göre, kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Rum hanımı dünyadan ahiret semtine yüz döndürünce
Sonsuzluk tahtını ve devamlılık diyarını göze almak icab etti.
Onun himmetinin yanağı dünyanın fani devletinden yanınca.
Yüksek tensibe uyarak yüzünü devamlılık devletine koydu.
Allah’ın feyzinden onun yüzüne devamlılık rahmeti inince
Vefat tarihi devamlılık rahmeti onun yüzündedir.
Oldu
h.911 (1505–1506)”

Ayşe Gülbahar Hatun Türbesi çeşitli onarımlar görmüş, ancak bu onarımlar yapının mimari özelliğini bozmamıştır.

Türbe, sarımsı kesme taştan yapılmıştır. Köşeleri 3.80 m. genişliğinde sekizgen plânlı olup, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbe içerisine sivri kemerli bir nişin içerisinde bulunan kapıdan girilmektedir. İçeride mihrap nişine yer verilmemiştir. Köşelerde sivri kemerli birer penceresi vardır. Pencerelerin kemerlerinde gri taşlar dekoratif olarak kullanılmıştır. Bezeme olarak içeride kalem işleri ile süslenmiştir.

Türbe içerisinde iki mermer sanduka daha bulunmaktadır. Bunlardan biri 1499 yılında ölen şehzade Salih’e, diğeri de Yavuz Sultan Selim’in 1503 yılında ölen kızı Kamer Sultan’a aittir. Türbe dışına XIX. yüzyılda Yusuf ve Asım Paşalar gömülmüşlerdir.


Açık Türbe (Hamza Paşa Türbesi) (Merkez)

Trabzon il merkezinde, Küçük İmaret Mezarlığı’nda, Hamza Paşa Camisi’nin de doğusunda bulunan bu türbede üç mezar bulunmaktadır. Bu mezarlardan birisi h. 1148 (1735) tarihli Hamza Paşa’ya aittir. Diğer iki mezarın kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle de bu türbeye Hamza Paşa Türbesi veya Açık Türbe ismi verilmiştir.

Oldukça meyilli bir alana yapılan altıgen plânlı türbenin köşelerinde bir paye ve bunların üzerine de basık bir kubbe oturtulmuştur. Siyah ve beyaz taşların alternatif biçimde sıralanmış oluşu kubbeye ilginç bir görünüm kazandırmıştır. Osmanlı mimarisindeki baldaken tarzı bir türbedir.


Osman Ağa Türbesi (Emir Mehmet Türbesi) (Merkez)

Trabzon il merkezi, Eski Kabak Meydanı’nda, Trabzon Lisesi’nin güneyinde Süleyman Paşa Camisi’nin 50 m. doğusunda bulunan bu türbe kitabesinden öğrenildiğine göre Emir Mehmet için yaptırılmıştır. Daha sonra yakınındaki Kadiri Tekkesi (Hatuncuk Camisi) şeyhi Osman Paşa 1877 yılında buraya gömülmüştür. Bu yüzden de türbe Hem Osman Ağa’nın, hem de Emir Mehmet’in ismi ile tanınmaktadır. Ancak Emir Mehmet ile ilgili kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Türbe kesme taştan sekizgen planlı olarak yapılmıştır. Türbenin üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Kuzeydoğudaki giriş kapısı sivri kemerli bir niş içerisinde yayvan kemerli mermer sövelidir. Türbenin kapı ve pencereleri sağır sivri kemerler içerisine alınmıştır.


Ahi Evren Dede Türbesi (Merkez)

Trabzon ili Boztepe Mevkii’nde, Ahi Evren Camisi’ne bitişik olan Ahi Evren Dede Türbesi, günümüzde önemli bir ziyaret yeridir.

Kare plânlı türbenin üzeri kubbe ile örtülmüş, h.1307 (1887–1888) yılında Hacı Hakkı Baba zamanında bugünkü şeklini almıştır. Türbe içerisinde Ahi Evren Dede’den başka Hacı Hakkı Baba’nın ve onun oğullarının mezarları bulunmaktadır.

Trabzon Kiliseleri

Trabzon kiliseleri mimari yapısı ve bezemeleri diğer Bizans kiliselerinden ilk görüşte ayrılmaktadır. Trabzon ve çevresindeki kiliseler genellikle yumuşak, muntazam kesilmiş taş duvarları ile farklı bir görünüme sahiptirler. Coğrafi yakınlıkları nedeniyle de hem mimari, hem de bezemelerinden ötürü daha çok Kafkasya’ya yakınlık göstermektedirler. Bununla beraber, tek sahanlı veya kapalı Yunan Haç plân tipini benimseyişlerinden de Kafkasya’dan ayrılmışlardır. Bu plân düzenlerinde mimari elemanların nispetleri açısından ortaya bazı yenilikler de koymaktan geri kalmamışlardır. Özellikle Trabzon kiliselerinin apsid ekseninde uzanmaları yapıya daha ince bir görünüm kazandırmıştır. Bunun yanı sıra kubbe kasnağının dışarıdan köşeli oluşu da yöreye has bir özelliktir. Bizans kiliselerinde en ve boy arasında fazla bir uzama olmamasına karşılık bu düzensizlik Trabzon kiliselerinde kendini açıkça göstermektedir.

Genellikle Trabzon kiliseleri kubbesiz bazilika, kubbeli dört payeli veya sütunlu, dört duvar üzerine kubbeli olmak üzere üç ana mimari grupta toplanmaktadırlar.


Hagios Eugenios Kilisesi (Yeni Cuma Cami) (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon’un güneyinde, Boztepe’de, Tabakhane Deresi’nin doğusunda, Yeni Cuma Mahallesi’nde, yeni Cami Sokağı ile Yeni Cuma Camisi çıkmazının kesiştiği yerdedir.

Kiliseye ismini veren Trabzon’un kurtarıcı ve koruyucu Azizi Eugenios, III. yüzyılda yaşamış Trabzonlu bir Hıristiyan azizdir. Kaya kovuğunda keşiş hayatı yaşayan Aziz Eugenios’un paganizm inancı ile çatıştığı ve bu yüzden de ölümünden sonra aziz ilân edildiği söylenmektedir.

İmparator Diocletianus (MS.285–305) zamanında Trabzon’da da Hıristiyanlığın yayılmasıyla ilgili hareketler başlamıştı. Boztepe’deki bir mabede Eugenios ile arkadaşları MS.281’de saldırıda bulunarak Mithros’un heykelini tepeden aşağıya atarak kırmışlardır. Bunun üzerine Romalılar Eugenios ve arkadaşlarını yakalayarak, işkence edip öldürmüşlerdir. Eugenios’un arkadaşları da onun cesedini doğduğu evin yanı başına gömmüşlerdir.

İmparator Alexios Kommenos (1204–1222) Trabzon’da ayrı bir devlet kurduktan sonra Eugenius’u baş aziz ilân etmiş ve gömüldüğü yere Hagios Eugenios Kilisesini yaptırmıştır. Aziz Eugenios’un kafatasını altınla kaplatmış, üzerini değerli taşlarla süslemiş ve kilisenin güney nefi absidine gümüşten bir lahit içerisinde yerleştirmiştir. Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethinden önce kilisenin önde gelenleri Aziz Eugenios’un kemikleri mermer bir blok içerisine koyarak binanın altına gömmüşlerdir. Gümüş lahdin ne olduğu bugün bilinmemektedir. Aziz Eugenios Trabzon azizleri arasında son derece büyük saygı gören bir kişidir. Selçuklular 1228’de bu kiliseye yakın bir yerde ordugâh kurarak şehri kuşatmışlardı. Ancak hücumlar şiddetli bir kasırga ile engellenmiş, bu durum Aziz Eugenios’un manevi gücüne bağlanmıştır. Trabzon sikkelerinin bir yüzünde imparatorun, diğer yüzünde ise Aziz Eugenios’un resmi bulunmaktadır. Şehir surlarının kuzeyinde, kule yanındaki şapelde İmparator I.Aleksios ve diğer imparator freskleri arasında Aziz Eugenios’un asker elbiseleri giymiş freski bulunuyordu.

Aziz Eugenios Kilisesi, günümüze son derece iyi bir durumda gelmiştir. Kapalı Yunan haçı plânında olup, 16 köşeli bir kasnak üzerine oturan kubbe altı paye ile desteklenmiştir. Ne var ki, batı yönündeki giriş son devirlerde yapılan ilavelerle özelliğinden uzaklaşmıştır. Doğu cephesinin ortasında biri büyük, ikisi küçük olmak üzere üç bölümlü apsidi yer alıyordu. Yan apsidler birer pencereli ve yuvarlak olmalarına karşılık orta apsid beş köşeli olup, üç yüzünde üçer penceresi vardır. Ana apsidin pencere hizasından geçen bir friz bu bölümü ikiye ayırmıştır. Osmanlı döneminde buraya bir kapı açılmış ve üzerine de bir kitabe yerleştirilmiştir.

Kuzey cephesindeki bazı izler burada birkaç devrin birbirini izlediğine işaret etmektedir. Burada bazilikaya ait duvarlar, sonradan yapılan kapalı Yunan haçı planlı kilisenin kemerli, beşik tonozlu iki payeli bölümü ile Osmanlı döneminde yapılan minare bu cepheyi oldukça değiştirmiştir.

Bizans dönemine ait narteks de bugün büyük ölçüde özelliğinden uzaklaşmıştır. Fallmerayer’in XIX. yüzyıl başında gördüğü freskler bugün yerinde yoktur. İmparator I.Aleksios Komnenos’tan, İmparator III. Aleksios Komnenos’a kadar tahta geçen imparatorların portreleri narteksin yıkılmış olmasından günümüze ulaşamamıştır. Kilisenin tümü yumuşak bir kalker taşından yapılmıştır. Cephe süslemesinde Bizanslıların çok fazla uyguladıkları tuğla bezeme dekorasyonu burada görülmektedir. Trabzon kiliselerinin esas süslemesi olan tıraşlanmış taş burada da karşımıza çıkmaktadır.

Trabzon’un Rus istilası sırasında ortaya çıkarılan mozaik döşemesinin üzeri kapatılmış bulunmaktadır. D.Talbot Rice’nin sözünü ettiği, kubbe altına rastlayan bu mozaik kare çerçeveler içerisine alınmış 3 m. Çapında bir daire ve iç içe 12 daireden oluşmuştur. Bunun yanı sıra köşelerde kare ve daireler arasında yine yuvarlak motifler dikkati çekiyordu.

Trabzon’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethinden sonra camiye çevrilmiş, kuzeyine bir giriş kapısı ile minare eklenmiştir. Ayrıca kilisenin büyük apsisinde bir giriş daha açılmıştır. Bugün barok üslupta olan bir mihrap eklenmiş ve yanına da son derece ahşap minber konulmuştur. Bu eklerden başka iç mekân kalem işleri ile süslenmiştir. Pandantiflerde görülen yazıları Hattat Hafız Hasan Rıfat yazmıştır.


Trabzon Ayasofyası (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon’da günümüze en iyi biçimde gelebilen kiliselerden biri olan Trabzon Ayasofyası İmparator I.Manuel (1238–1263) zamanında yapılmıştır. Geç Bizans kiliselerinin en iyi örneklerinden biri olan bu yapıdan Evliya Çelebi (1648), Pitton de Tournefort (1701), Hamilton (1836), C.Texier (1864), Trabzonlu Şakir Şevket (1878), Lynch (1893) ve D.Winfield (1985) gibi araştırmacılar söz etmişlerdir. Timur zamanında Trabzon’dan geçen İspanyol elçisi Clavijo da gezi notlarında bu kiliseye değinmiş ve bazı ilginç noktalar üzerinde durmuştur:

“Ayin esnasında bir kitap kullanılmamaktadır. Sonra Ayasofya’nın istisnası ile kiliselerin birinde çan yoktur. Ayin yapılırken mühim kısımlarına işaret eden bir tahtaya vurulmaktadır. Bütün papazlar evlidirler. Ama bunlar yalnız bir kere evlenirler ve mutlaka bir bakire alırlar. Papazın zevcesi ölünce papaz bir daha evlenmez”.

Ayasofya Kilisesi merkezi plandan oluşan, yüksek kasnaklı kubbesi, dairevi, çokgen apsidleri, portikleri ve taş süslemeleri, freskleri ile ilginç bir yapıdır.

Son derece güzel bir işçilik gösteren kilisenin ilk yapıldığı yıllarda manastır olarak kullanıldığı, güney yönündeki bazı duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Ayrıca burada küçük basamaklı merdivenlerle inilen, büyük bir olasılıkla bir gürcü prensine ait olduğu sanılan mezar odası vardır.

Kuzey, batı ve güneyden üç ayrı girişi olan kilise, ayrı bir atrium ile nartekse sahiptir. Narteksin güneyinde, iki yanında bazı mezarlar yer almaktadır. Üç nefli plân düzeninde nefler ayrı ayrı apsidlerle sonuçlanmakta olup, bunlardan yandakiler yuvarlak, ortadaki beş köşelidir. Orta mekân oldukça büyük ölçüde, dört mermer sütunun taşıdığı pandantifli, onikigen kasnaklı yüksek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin dışında kalan bölümlerin üzerleri içten tonoz, dıştan kiremit kaplıdır. Yapının batısından demir merdivenlerle kadınlar bölümüne çıkılmaktadır.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Kiliseden ayrı olarak, 1427 yılında yapılan çan kulesini Minas Bızıskyan şöyle anlatmaktadır:

“Kule iki katlıdır. Taş merdivenlerden çıktığımız birinci kat, ayin masası ile üç adım genişliğinde ve her tarafı resimlerle süslü ufak bir şapeldir. Fallmerayer, kulenin doğudaki dış duvarlar üzerinde doğuya has elbiseler giymiş ve taç takmış üç kişinin freskini görmüştür”.

G.Millet bu fresklerin büyük olasılıkla İmparator I.Aleksios (1417–1429) ve onun oğlu Alexander ve baldızına ait olduğu düşüncesindedir.
Trabzon kiliseleri arasında Ayasofya, en zengin bezemeye sahip olanıdır. Güney girişindeki taş bezemeler Bizans sanatının yanı sıra Selçuklu sanatı izlerini de taşımaktadır. Özellikle batı yönündeki mihrapların mukarnaslı bölümleri, sütun başlıkları İslâm üslubunu hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra kuzey cephedeki alınlık üzerindeki geometrik kompozisyonlar, madalyonlar XIII. yüzyıl Selçuk taş işçiliği ile çok yakın benzerlikler göstermektedir. Özellikle güney cephe, yapının en gösterişli kabartmalarının yer aldığı bölümdür. Burada kabartma olarak insanın yaratılışı tasvir edilmiştir. Cennet ile Havva’nın yaratılışı, Âdem’in meşhur elmayı Havva’dan alışı, cenneti sembolize eden ağaçlar, meleğin cennet kapısındaki tembihleri, cennetten kovulma, pişmanlık ve Habil’in Kabil’i öldürmesi burada görülmektedir. Güney cephenin kilit taşı üzerinde de Komnenosların sembolü olan tek başlı kartal motifine yer verilmiştir. Ayrıca bu cephenin alınlıktaki sütun başlıklarına yakın yerler kentavroslar, grifonlar, sırt sırta güvercinler, içerisi dairelerle doldurulmuş kare panolar, ay, yıldız ve bitkisel bezemelerle süslenmiştir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Ayasofya’sının fresklerinin 1260 yılında yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze son derece iyi korunarak gelebilen bu resimlerin Bizans Paleologos döneminin en erken örnekleri olarak tanımlanmışlardır. Özellikle burada İncil’den alınma konulara yer verilmiştir. Kubbe’de Pantokrator İsa, onun altında melekler korosu ve yazıt kuşağı dikkati çekmektedir. Bu kuşağın altında dizi halinde meleklerin yer aldığı bir friz, pencere aralarında oniki aziz tasvirleri yer almaktadır. Pandantiflerde ise değişik görünümlere yer verilmiştir.

Kilise ana koridorun batısında, son akşam yemeği, Hz. İsa’nın ayaklarının yıkanma sahnesi, bahçedeki can çekişme sahneleri resmedilmiştir. Kuzey koridorun doğusunda, Zacharius’un öldürülmesi, dört aziz tasviri, ana mekânın (Naos) doğu kemerinde ortada Hz.İsa, madalyon içerisinde iki aziz, güneyde Aziz Anna’nın yalvarışı, bir çocukla birlikte Meryem görülmektedir. Kemerlerde göğe yükseliş, Meryem, pandantiflerde St.Luke ve İsa’nın doğuşu, St.Mark, Baptism, St.Matthev, İsa’nın çarmıha gerilişi, St.Iohannes ve Anastasis sahneleri resmedilmiştir. Kilisenin batı duvarında, kıyametten önceki hesap günü, Peter’in inkârı; kuzey duvarında çarmıha geriliş, Anastasis, St.Simon, St.Sabas, St.Anthony, St.Euthemios, St.Theodosis ile ilgili freskler vardır. Ana mekânın (Naos) kuzeyinde de Thomas’ın şüphesi, İsa’nın Tiber gölü kıyısında görünüşü, Naos’un güneyinde Havariler, kuzeyinde balık ve ekmek mucizesi, su yüzünde yürüyen İsa’nın rüzgârı durduruşu, Peter’in kaynanasının şifa buluşu resmedilmiştir. Güneyde Baptism, Hz.İsa Siloum havuzunda körün gözlerini açılışı, İsa’nın mabetteki doktorla konuşması, Cana’nın düğün şenliği ve kötünün iyileşmesi sahneleri duvarları süslemiştir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Narteks’in güney duvarında Cananite kadının kızından şeytanın kovulması, batı duvarında suyun şaraba çevrilmesi gibi mucizeler tasvir edilmiştir. Narteks’in batısında Jacobs’un rüyası, Jacobs’un meleklerle verdiği uğraş, Moses ve yanan çalılar, acılar içerisinde Job, peygamber Gideon Jesse’nin ağacı, sahnenin inkârı, muharip azizler, Abraham’ın misafirperverliği sahneleri bulunmaktadır.

Trabzon Ayasofyası’nın Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrildiği söylenmektedir. Ancak son yıllardaki araştırmalar Ayasofya’nın, Sultan III. Murad zamanında Trabzon Beylerbeyi Ali Bey’in girişimleriyle camiye 1670 tarihinde çevrildiğini ortaya koymuştur. Mabet 1864’te Bursalı Rıza Efendi’nin teşvikleriyle onarılmıştır. I.Dünya Savaşı sırasında depo ile askeri hastane olarak kullanılmışsa da sonradan yeniden cami olmuştur. Edinburg Üniversitesi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce bir kez daha onarılan yapı 1964 yılında müze haline getirilmiştir.

St.Savas Mağara Kiliseleri (Maşatlık) (Merkez)

Trabzon Esentepe Mahallesi’nin Boztepe yamaçlarında yer alan St.Savas Mağara kiliseleri Kapadokya üslubunda, tamamen kayaya oyularak yapılmışlardır. Giriş kısımları taş duvarlarla örülerek daha da kuvvetlendirilmiş, Komnenoslar zamanında (1204–1461) bir süre hapishane olarak kullanılmışlardır.

Kaynaklardan Halkidonta ruhani meclisi üyelerinden Kapadokya rahibinin MS.451’de burada yaşadığı, Rahip St.Sava’nın girişimleriyle kiliselerin manastıra dönüştürüldüğü öğrenilmiştir.

Mağara kiliseleri doğu, batı ve kuzey olmak üzere üç ana grupta toplanmışlardır. Bunlardan doğudakinin bugün yıkılmış taş merdivenli bir girişi vardı. Burası tamamen kaya içerisine oyularak genişliğine yayılmış bir mağaradır. Rutubetten büyük zarar gördüğünden 1411 tarihli fresklerin az da olsa yalnızca izleri seçilebilmektedir. Batıdaki kiliseye ince taşlardan yapılmış, duvara bağlı bir merdivenden çıkılmaktadır. Kuzeyden içerisine girilen mağara tek bir pencere ile aydınlanmakta, batısındaki vaftiz kuyusu dikkati çekmektedir. Bu kilisenin de freskleri bozulmuş olmasına rağmen tavandaki Hz. İsa ve havarileri açıkça görülmektedir. Kuzeydeki kiliseye ise, vadinin altından güneydeki kaya oyuğundan girilmektedir. Kayalara son derece muntazam oyulmuş olan bu mabedin absid ile denize bakan balkonun ilginç bir görünümü vardır. Bu kilisenin de duvarları fresklerle bezenmişse de bunlar da rutubetten etkilendiğinden çok güç seçilebilmektedirler.


Küçük Ayvasıl Kilisesi (St.Anna Kilisesi) (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Maraş Caddesi üzerinde, Merkez Postanesi’nin karşısında bulunan bu kilise şehrin en eski kiliselerinden biridir.

VII. yüzyılda yapıldığı sanılan kilise üç nefli, üç absidli bir bazilikadır. G.Millet bu kilisenin XIV.-XV. yüzyıllarda cenazelerde kullanıldığını ileri sürmüştür. Güneydeki giriş kapısı üzerinde İmparator Basileus I tarafından MS.884–885 yıllarında onarıldığı yazılmıştır. Ayrıca burada yatar durumdaki bir melek ile ayakta duran, kalkanlı ve mızraklı bir muhafız kabartması kiliseye ayrı bir özellik vermiştir.

St.Andrea Kilisesi (Molla Nakip Cami) (Merkez)

Trabzon Pazarkapı Mahallesi’nde küçük bir yapı olan bu kilise, Aziz Andrea’ya ithaf edilmiş, fetihten sonra da camiye çevrilerek Molla Nakip Camisi ismini almıştır.

Aziz Andrea, İmparator Diocletianus zamanında (MS.284–305) Trabzon’a gelmiş, Kemerkaya Mahallesi’nde bir mağarada yaşayarak Hıristiyanlığı yaymaya çalışmıştır. Aziz Andrea Hz.İsa’nın oniki havarisinden biri olup, Trabzon kiliselerinin çoğu Ona ithaf edilmiştir.

X.-XI. yüzyıllara tarihlendirilen bu kilise üç nefli bir bazilikadır. Yapıda tuğla ve moloz taş kullanılmış, üst örtüde beşik tonozdan yararlanılmıştır. Yapılan incelemelerde iç kısımlarının fresko ve mozaik olmadığı anlaşılmıştır.


St.Philip Kilisesi (Kudrettin Cami) (Merkez)

Trabzon Esentepe Mahallesi’ndeki bu kiliseyi İmparator III.Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnenos (1341-1342) Hıristiyan azizlerden St.Philip’in anısına yaptırmıştır.

Dikdörtgen plânlı, tek nefli yapının üzeri tonoz örtülüdür. Yalnızca absidin üzerinde kasnaklı yuvarlak bir kubbe vardır. Abside yakın bölüm Kafkas üslubunda, onikigen kasnaklı kubbe ile kapatılmıştır. Kilise 1665 yılına kadar kullanılmış, bundan sonra camiye çevrilmiş, 1968–1969 onarımında da yıkılarak yeni baştan yapılmıştır.


St.John Kilisesi (Sotha Kilisesi) (Merkez)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon Hızırbey Mahallesi’nde, Kuledibi İlkokulu’nun bitişiğinde yer alan bu yapı, MS.1306’da Theodora Tzanichites ve Gregory Kamachenos tarafından yaptırılmıştır. Metropolitan Constantinos da (1830–1879) 1856 yılında orijinal durumuna uygun biçimde yenilenmiştir.

Oldukça geniş bir arsa üzerinde, bazilika tipindeki yapı, Ayasofya ve St.Eugenios kiliseleri ile plân bakımından çok yakın benzerlikler göstermektedir. Üç nefli kilisenin kalın taş duvarları olup, kuzey, güney ve batı yönünde ayrı ayrı kapıları vardır. Ana mekânı örten kubbe dört fil ayağınca taşınmakta, tonozlarla da desteklenmektedir. Kubbe kasnağının duvarlarına açılan on iki pencere içerisinin aydınlanmasında büyük etken olmaktadır.

Trabzon’un fethinden sonra bir süre cami olarak kullanılmış, askeri depo olmuştur. Bugün Kuledibi İlkokulu olarak kullanılmaktadır.

St.Elefterios Kilisesi (Hüsnü Köktuğ Cami) (Merkez)

Trabzon Çömlekçi Mahallesi’ndeki bu kilisenin XV.yüzyılda Cenevizliler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Üç nefli bazilika görünümündeki yapının, fil ayakları ve sütunlar ile desteklenen üst örtüsü tonozludur.

Trabzon’un fethinden sonra, bir süre kilise olarak kullanılmış, 1923’de kendi haline terk edilmiştir. Bundan sonra özel kişilerce depo yapılmış, 1953’de de Hüsnü Köktuğ isimli şahıs tarafından camiye dönüştürülmüştür.


Santa Maria Kilisesi (Merkez)

Bu kilise, Sultan Abdülmecit’in fermanıyla Trabzon bölgesine gelen yabancıların ibadeti için 1869–1874 yıllarında yapılmıştır.

Barok üslupta, bazilika plânında üç nefli bir yapıdır. Bezeme yönünden son derece zengindir. Özellikle 1874’de Tentula Giongiacomo’nun yapmış olduğu kutsal tasvir sahnesi görülmeye değer güzelliktedir. Bunun yanı sıra kilisenin kuzey-batı ve güney duvarlarında St.Andiev, ziyaretçi St.Peter ve St.Eugenius’a ait resimler ilginç fresko örnekleridir. Çar I.Nikola tarafından Gürcistan’dan kovulan bir grup İtalyan beraberlerinde getirdikleri Meryem tablosunu bu kilisenin mihrabına asmışlardır. Ortodoks Rumlarının yapımını engellemeye çalıştıkları bu kilise Trabzon’da ibadet edilen tek kilisedir.


Santa Kiliseler Topluluğu

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon’un doğusunda, çam ormanlarının çevrelediği Santa, eski çağlarda önemli bir yerleşim alanı olmasına rağmen buradan söz eden kaynakların yetersiz oluşu hayret vericidir. Buraya ulaşım Maçka-Sumela veya Asun-Yanbolu deresini izleyen Sincan-Mesahor yolundan sağlanabilmektedir.

Trabzon’a uzaklığı 60–70 km. olan Santa’da yerleşimin ilk defa ne zaman başladığı kesinlik kazanamamıştır. Orta Çağda bir Rum sığınağı olduğu sanılan yörede XVII.-XVIII. yüzyıllarda büyük nüfuz artışı olmuştur. XIX. yüzyılda Santa büyük bir gelişim göstermiş, Rodopolis Başpiskoposunun yardımıyla 1863’te burada bir okul açılmıştır. Bunu biri kız öğrencilere ait olmak üzere yedi okul daha izlemiştir. Öte yandan bölgede, Zurnacil, Piştofli, İşhanlı, Binatlı, Çingallı, Goballi, Terzili gibi yerlere dağılmış, irili ufaklı bir takım kiliseler vardır. Terzili’de St.Sheodor, Binatlı’da İlyas Peygamber, İşhanlı’da St.Kiryaki, Piştoflu’da St.Christopher, Çokallı’da Çakallı Kilisesi ile Çingalı’da St.Konstantinos ve St.Petros kiliseleri bunların belli başlılarıdır. Büyük bir olasılıkla 1860–1870 yıllarında yapılan bu kiliselerin hemen hepsi üç apsidli, üç nefli bazilika plânında olup, üst örtülerde beşik tonoz sistemleri uygulanmıştır. Bunlar pencere çerçeveleri, kabartma haçlı kapıları ve çan kuleleri ile ilginç görünümlere sahiptirler.


Panaghia Chrysokephaios Virgin (Altın Başlı Meryem) Kilisesi (Merkez)
(Fatih Cami-Orta Hisar Cami)


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon’un baş kilisesi olarak nitelenen bu yapı Ortahisar Mahallesi’nde, bugünkü Zağnos ve Tabakhane köprüleri arasında kalan kısımda, şehri batıdan doğuya doğru kesen ana cadde üzerindeki meydandadır.

Büyük bir olasılıkla Roma İmparatoru Konstantin’in (MS.325–364) yeğeni Hannibalianos tarafından Roma dönemine ait bir mabedin bulunduğu yere yaptırılmıştır. Komnenosların katedrali olarak nitelenen ve Hz. Meryem’e ithaf edilen kiliseye buradaki bir ikonanın halesi altın olduğundan altın başlı ismi yakıştırılmıştır. XVII. yüzyıla gelinceye kadar Trabzon’la ilgili kaynaklarda bu kiliseden söz edilmemiştir.

Kiliseye ilk kez Evliya Çelebi değinmiştir:

“Eskiden Orta Hisar’da gayet mez’un bir kilise varmış. Bu kilise daha sonra Hin-i Fetih’te Fatih hazretleri tarafından camiye tahvil edilmiştir. Deruni-nur ile mal-malîdır. Mihrap ve minberi ilk zamanda yapılmış olup, şark tarafına muttasıl Hünkâr Mahfili vardır. Ahşap kısımları servi, ceviz, şimşir levhalardan inşâ edilmiştir. Caminin rânâ bir minaresi olup, taşra hareminde dört tarafta medrese yerleri vardır. İşte bu cami ile kaledeki yeni camiden başka sair camiler hariç sur da vaki olmuşlardır ki, bunlar Trabzon’un garp tarafına düşerler. Garp tarafında dört cami vardır. Şark tarafındaki rabıtasında ise iki cami vardır”.

Fallmerayer; “Altın Başlı Panaghia Kilisesi ve Manastırı bugün ise Trabzon’un yüksek kubbeli baş camii, esasından hiçbir şey kaybetmedi. Yalnız ince, uzun ve mütenasip minare Bizans yapısı küt çan kulesinin yerini aldı” demiştir. Kilise mozaik ve freskolarla süslenmiş olduğundan ve bazı bakımlardan İstanbul Ayasofya’sı ile benzerlik gösterdiğinden söz eden Ch.Texier, “Şehrin ortasında yer alan bir camidir. Daha önce Komnenoslar zamanında yapılmış kilise idi ve bu halinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Narteks ve eksonarteksler başka bir de portikosu bulunmaktadır” demiş, M.Marengo ise 1877’de restorasyon yapılırken bazı kitabelerin var olduğunu, freskoların, duvar ve taban mozaiklerinin Hıristiyan ziyaretçiler tarafından hatıra olarak toplandığını sözlerine eklemiştir. Ancak bu kilise bilimsel olarak ilk kez 1895’te G.Millet tarafınca incelenmiştir. Araştırmacı, planının XI.-XII. Yüzyıl Bizans mimarisinde uygulanan planların benzeri olduğuna işaret ederek kilisenin İstanbul ve Selanik kiliseleri ile yakınlığını doğrulamıştır.

Günümüze oldukça iyi durumda gelebilen bu yapının zaman zaman değişikliğe uğradığı açıkça görülebilmektedir. Bununla birlikte, ilk yapılışında tonozlu bazilika olduğu, sonradan buna kubbe eklendiği ve haç kollarının da beşik tonozlu bir üst örtüye sahip olduğu görülmektedir. Doğu-batı doğrultusunda, bütünüyle taştan 36.60x17.00 ölçüsündeki yapı dikdörtgen planlı olup, apsid dışarıya taşmıştır. XIII.-XIV. Yüzyılda yapıldığı sanılan dış narteks batı cephesinde boydan boya uzanmaktadır. Üç kemerli bir girişle içerisine girilen iç narteksin kilisenin ilk yapısına ait olduğu sanılmaktadır. Beşik tonozlu beş bölümden meydana gelen iç narteksden ahşap bir kapı ile ibadet mekânına geçilmektedir. Kapalı Yunan haçı planının tipik bir örneği olan bu mekân 24.00x15.50 m. Yüksekliğinde olup, 6.90 m. çapındadır. Kubbenin dışında kalan, bema ve haçın kollarının üzerinde tonoz örtü sistemi uygulanmıştır. İki basamakla bemadan ayrılan orijinal absid içten yarım yuvarlak, dıştan beş köşelidir.

Genellikle sade bir görünümü olan yapının orjinalinde çok zengin bir bezemeyeyle süslendiği sanılmaktadır. İçerisinin döşeme mozaikleri ile kaplı olduğu sanılırsa da üzerleri tahta ile kaplanmıştır. Bugün yalnızca güneyde pencerelere yakın bir yerde geometrik motiflerden oluşan bir bezeme dikkati çekmektedir. Burada altıgenler, beyaz-gri damarlı merdivenlerin arasında sarı, yeşil, porfir kırmızısı, beyaz damarlı mermer üçgenler görülmektedir.

Trabzon’un fethinden sonra camiye çevrilirken bazı ilaveler yapılmış, üst katın bina ile olan bağlantısı tamamen kesilmiştir. Bugün girişin hemen sağında yükselen ince, zarif minarenin güzel bir taş işçiliği vardır. Kuzey kapısının içerisinde ve iki yanda bulunan çıkmaları çevreleyen ahşap kısımlar, absid ile haçın kollarının üst kısmında dolaşan galeri, Türk devrinde yapılmıştır. Mihrap beyaz ve kırmızı yumuşak taşlardan yapılmış olup, stalaktitlerle sonuçlandırılmıştır. Ne yazık ki bu mihrap yağlı boya ile boyandığından özelliğini yitirmiştir. Ceviz ağacından, geometrik bezemeli, kündekâri (geçme) tekniğindeki ahşap minber Türk ağaç işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır. Üzerindeki h.1215 (1800–1801) ve h.1219 (1804–1806) tarihleri büyük olasılıkla minberin başlama ve bitim tarihleridir. Kuzey kapısının içerisinde sülüs yazılı, renkli 120 adet Esma-i Hüsna, Ayet-el Kürsü yazılarının sonunda Trabzon’un fethedildiği h.867 (1462) tarihine yer verilmiştir. Bunların yanı sıra doğu yönündeki kapı üzerinde de talik yazılı iki yazıttan sol taraftaki h.1253 (1837) tarihlidir. Bu yazıtta Trabzon Valisi Osman Paşa tarafından bu kapının açıldığı yazılıdır. Diğer taraftaki h.873 (1488–1489) tarihli yazıt ise Trabzon Livası Ali Bey’in kadının huzurunda yapının vakfiyesini açtığını belirtmektedir.

Yapının içerisinde bulunan ve sonradan kütüphane olarak kullanılan absid yan hücreleri üzerindeki h.1258 (1842) tarihli yazıtla Trabzon Valisi Hazinedarzade Abdullah Paşa’nın kardeşi Ahmet Muhtar Bey’in yaptırdığı belirtilmiştir. Kuzey cephesine bitişik yapının medrese olduğu söylenmişse de bu durum kesinlik kazanamamıştır.

Kaynaklar, kilisenin absid yönünde küçük bir yapıdan söz etmektedir. Yerinde bir şadırvan bulunan bu yapıdan günümüze hiçbir iz gelememiştir. Araştırmacılar bu yapının bir mezar anıtı olabileceği noktasında birleşmektedirler. G.Millet “bu yapının dört alçak sütundan meydana gelen, yaprak ve haç bezemeli başlıkları olan mezar anıtı” olduğuna değinmiştir. Uspenski ve bu mezar anıtının altında, daha da eski tarihlerde yağma edilmiş İmparator III.Aleksios’un mezarı olduğunu ileri sürmüştür. Trabzon’un Türk döneminde buraya efsanevi bir Türk kahramanının gömüldüğü söylenmiştir.

Fatih efsanesine göre; Osmanlı ordusu Trabzon’u kuşattığı sırada İmparator Davit kaleyi bir şartla teslim edeceğine söz vermiştir. Buna göre atılacak 40 gülleden biri şehri koruyan zincirleri kopardığı takdirde, şehir teslim olacaktır. Atışlar başlar, 39. gülle de ateşlenir, ancak, hiçbiri zincirleri koparmaya yetmez. Bunun üzerine Hünkâr son güllenin emri olmadan atılmamasını ister.

Fatih Sultan Mehmet, kendisine güvenen varsa gelsin top başına der. Bu arada, sonuncu gülle de boşa giderse, atanın başının kesileceğini de sözlerine ekler. Hiç kimse topu ateşlemeye cesaret edemez. Birden topun ateşlendiği görülür. Herkes şaşırır, Hünkâr topu kimin ateşlediğini sorar, sonunda genç bir yeniçeriyi huzuruna getirirler. Yeniçeriye topçu olup olmadığını sorarlar, hayır cevabını alınca da başını vururlar. Tam bu sırada bir gürültü kopar ve zincirin koptuğu öğrenilir. Ancak iş işten geçmiş Hoşoğlan isimli yeniçerinin başı kesilmiştir. Bunun üzerine Ortahisar’da Fatih Camisi ismi verilen kilisenin yanına padişahın emri ile gömülür. Uzun yıllar burası Trabzonluların ziyaretgâhı olup, mezarın üzerine de bir top güllesi asılır.


St.Michael Kilisesi (Akçaabat Orta Mahalle Kilisesi) (Akçaabat)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Akçaabat İlçesi, Orta Mahalle semtinde yer alan bu kilisenin Komnenoslar zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Selina Ballance’nin belirttiğine göre; Komnenos Manuel, Selçuklu ordusunu 30 Ağustos 1332’de yenmiş ve bu zaferi kutlamak amacıyla bu kiliseyi yaptırmıştır. Kilise Rumlar tarafından 1846 yılında onarılmıştır. Bu kilise ilk defa Hamilton tarafından tanıtılmıştır.

Dikdörtgen plânlı, tek nefli olan yapı, kesme ve moloz taştan yapılmış, duvarlar kemerlerle takviye edilmiştir. İbadet mekânının üzeri tonozlarla örtülmüş olup, abside yakın bölümde pandantiflerin taşıdığı yüksek kasnaklı bir kubbe vardır. Apsid içten yarım dıştan köşeli planlıdır. Son Bizans döneminin özgün mimarisi duvar işlemelerinde kendisini göstermektedir.

Kilisenin döşemesi Bizans üslubunda mozaiklerle kaplanmıştır. Ancak bunlar zamanla harap olmuş ve pek az parça günümüze gelebilmiştir.

Kiliseye XIX. yüzyılda bir bölüm daha eklenmiş ve bunun sonucunda uzunluğu daha da genişlemiştir. Bu eklemeler de yapının mimarisinde değişiklikler ortaya koymuştur. Kilise son zamanlarda ev olarak kullanılmış, üzerine beton çatı yapılmış, yerli yersiz yerlere pencereler açılarak giriş değiştirilmiştir.


Hagios Michael Kilisesi (Akçaabat)

Trabzon ili Akçaabat ilçesi, Orta Mahalle Semtinde Hagios Michael Kilisesi’nin doğusunda bulunan bu kilise aynı ismi taşıdığı kilise ile birlikte yapılmıştır. Geç dönemlerde onarılan bu kilise günümüzde depo olarak kullanılmaktadır.

Kilise moloz taştan tek nefli, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Pencere kenarlarında apsiste tuğlaya yer verilmiştir. Kilisenin güney cephesinden iki girişi olup, bunların üzerindeki tuğla bezemeler bütün yapıyı çepeçevre kuşatmaktadır. Kilisenin üzeri beşik bir tonozla örtülmüştür. Apsisin yanındaki duvarın üzerinde Deisis sahnesine ait olduğu sanılan fresk izleri görülmektedir.

Günümüzde bu yapı evler arasında sıkışıp kalmıştır.


Anayurt Köyü Kilisesi (Camisi) (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi, Anayurt Köyü’nde bulunan bu yapının ne zaman ve kimin tarafından yapıldığını belirten bir kitabe günümüze gelememiştir.

Günümüzde cami olarak kullanılan bu kilise düzgün kesme taştan dikdörtgen planlı, bazilika tipinde üç nefli olarak yapılmıştır. Naos içerisinde birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört sütunla nefleri meydana getirmiştir. Yapının üzeri kırma çatı ile örtülmüştür.

Kilise camiye çevrildikten sonra batı yönündeki girişi kapatılmış, güneydoğu köşesine de tek şerefeli bir minare eklenmiştir.


Gürgenağaç Köyü Kilisesi (Camisi) (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi, Gürgenağaç Köyü’nde bulunan bu kilisenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Yapı üslubundan XIX. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kilise düzgün kesme taştan, dikdörtgen planlı, bazilika düzeninde yapılmıştır. Naos sütunlarla üç nefe ayrılmıştır. Üzeri değişik zamanlarda farklı şekillerde örtülmüştür. Tonoz örtülü üst örtünün bir bölümüne kubbe yapılmıştır. Camiye dönüştürüldükten sonra batı yönündeki kapısı örülmüş, kuzeybatıda yeni bir giriş açılmıştır. İç mekân sıvanmış olduğundan freskleri hakkında bir bilgi bulunmamaktadır.


Oğulağaç Köyü Kilisesi (Camisi) (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Şahinkaya Beldesi’ne bağlı Oğulağaç Köyü’nde bulunan bu kilise 1867 yılında yaptırılmıştır.

Kilise eğimli bir arazide, kesme taştan, dikdörtgen olarak yapılmış bazilika planlıdır. Üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Camiye çevrildikten sonra giriş kapısı ve apsiste değişiklikler yapılmıştır. Bununla beraber orijinal apsisi üç kademesi görülmektedir. İç mekân camiye dönüştürüldükten sonra barok üslupta bezemelerle süslenmiştir.


Yazlık Köyü Kilisesi (Küçük Livera Camisi) (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Yazlık Köyü’nde bulunan bu kilise 1862 yılında yapılmıştır. Kitabe yeri boş olmasına rağmen yapım tarihi kaynaklardan öğrenilmiştir.

Kilise düzgün kesme taştan üç nefli bazilika plan düzenindedir. Nefler dört sütunla birbirlerinden ayrılmış, bunların üzerine de kubbe oturtulmuştur. Orta nefin dışında kalan iki yan nef beşik tonozla örtülmüştür. Camiye çevrildikten sonra apsis önü örülmüş ve yan tarafına yeni bir mihrap yapılmıştır. İç kısmında da bazı düzenlemeler yapılmıştır.


Altındere Köyü Kilisesi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Altındere Köyü’nde meyilli bir arazi üzerinde bulunan kilise 1876 yılında yapılmıştır.

Kesme taştan, dikdörtgen planlı, bazilika tipindeki kilisenin iç mekânı dört sütunla üç nefe ayrılmıştır. Bunlardan orta nef, yan neflerden daha geniş olup, üzerleri içten beşik tonoz, dıştan kırma çatı ile örtülmüştür. İç mekâna kuzey ve batı yönündeki kesme taş söveli kapılardan girilmektedir. Kapıların üzerinde kabartma olarak işlenmiş vazolardan çıkan üzüm dalları ile bezeli süslemeler vardır.

Kilise bir süre cami olarak kullanılmış bu nedenle de içerisi badanalanmıştır. Ancak bu badananın altındaki izlerden, kilisenin fresklerle bezeli olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle apsiste Hz. İsa, Hz. Meryem ve Çocuk İsa fresklerinin izleri görülmektedir.


Bağışlı Köyü Kilisesi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesine 18 km. uzaklıktaki Bağışlı Köyü’nde bulunan bu kilisenin ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir. Günümüze yalnızca beden duvarları ile ana apsisi gelebilmiştir.

Kalıntılarından anlaşıldığına göre kuzey yönünde sivri kemerli bir girişi bulunmaktadır. Bazilika planındaki kilisenin üzeri beşik tonozla örtülü idi.


Verizana (Coşandere Köyü) Kilisesi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Coşandere Köyü’nde bulunan kilisenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Günümüze harap durumdadır. Kalıntılarından kilisenin dikdörtgen planlı, bazilika plan tipinde, üç apsis ve üç nefli olduğu anlaşılmaktadır.


Çamlıdüz Köyü Kilisesi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Çamlıdüz Köyü’nde bir kaya kütlesi üzerinde, çevreye hakim bir konumda yapılmış olan kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Bunu belirten herhangi bir kitabe günümüze gelememiştir.

Kesme taştan, dikdörtgen planlı bazilika tipindeki kilisenin kuzey ve güney yönünde birer giriş kapısı bulunmaktadır. Üst örtüyü duvara gömülü payelerin desteklediği içten beşik tonoz, dıştan da kırma bir çatı oluşturmaktadır. Apsis yarım yuvarlak planlı olup, üzerinde bir mazgal pencere bulunmaktadır.


Aşağı Temelli Köyü Kilisesi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi Esiroğlu Beldesi, Aşağı Temelli Köyü’nde bulunan bu kilisenin kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XIX. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Kilise kesme taştan dikdörtgen planlı olup, ibadet mekânını dört taş paye üzerine oturan merkezi bir kubbe örtmektedir. Bunun dışında kalan alanlar tonozla örtülüdür. Kilisenin girişi kuzey yönünde olup, apsisi doğu yönündedir. Ancak bir süre camiye çevrilen kilisenin güneyindeki mihrabı yıkılmıştır.


Mintantoz (Ocaklı Köyü) Kilisesi (Maçka)

Trabzon ili Maçka ilçesi, Ocaklı Köyü Aşağı Mahallesi’nde bulunan bu kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla XIX. yüzyılda yapılmıştır.

Kilise düzgün kesme taştan dikdörtgen planlı bazilika üslubunda yapılmıştır. İbadet mekânı üçerden altı sütun ile üç nefe ayrılmış, neflerin ortasında kasnaklı bir kubbe bulunuyordu. Bu kubbe günümüze ulaşamamıştır. Apsis üç yönlüdür. Giriş kapısının çevresinde kabartma motifler bulunmaktadır. Bunlar kanatlı ve kuyrukları ile birbirlerine dolanmış olan grifonlardır. Bu grifonların ağızları içerisindeki kartuşlara haç ve ay şekilleri işlenmiştir. Bunların üzerinde bulunan kitabelik yeri yazısızdır.



Pahaghia Tzita Kilisesi (Dirlik Cami) (Sürmene)

Trabzon’un Sürmene İlçesi’nin Dirlik Köyü’ndeki bu kilise, Metropolitan Gobrie Latrovdakis zamanında (1889–1893) yapılmıştır.

Üç nefli, üç absidli yapı Bizans bazilikaları üslubunun tipik bir örneğidir. Gri blok taşların muntazam örülmesi ile ilginç bir görünüm kazanmıştır. Dört sütunla desteklenen kubbe dışında kalan bölümler tonoz örtülüdür. Günümüzde Dirlik Köyü Camisi olarak kullanılmaktadır.


TrabzonManastırları

Trabzon’da ilginç mağara kiliseleri ve manastırları ile karşılaşılmaktadır. Genellikle bunlar şehre ve vadilere hâkim yüksek tepeler üzerine kurulmuş yapı topluluklarıdır. Dini görevlerinin yanı sıra, stratejik konumlarından ötürü askeri amaçlı gözetleme noktaları olarak da kullanılmışlardır. Bu arada çevrede kültürel ve ekonomik etkinliklerini de uzun süre sürdürmüşlerdir. I.Dünya Savaşı’ndan sonra bu manastırların hepsi terkedilmiş ve bu nedenle de hemen hepsi büyük yıkıma uğramıştır. Bunlardan yalnızca Sumela Manastırı günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.


Sumelâ Manastırı (Meryem Ana Manastırı) (Maçka)


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon’un 54 km. güneyinde, Maçka İlçesi sınırları içerisinde yer alan Sümela Manastırı, Meryem Ana vadisinden 1628 m. yüksekliğindeki bir mağaranın içerisine yapılmıştır. Ziganaların tepesinde, ormanlık alanda, Değirmendere’nin bir kolunun seslendiği bu yere zigzaglar yapılarak zorlu bir tırmanıştan sonra çıkılabilmektedir.

Sümela Manastırının kuruluşu Anadolu’nun pek çok manastır ve kilisesinde olduğu gibi, çok eski yıllara tarihlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, yine benzerlerinde olduğu gibi kuruluşu bir takım efsanelere bağlanmıştır. Bu söylencelerden birine göre; Hz. İsa’nın azizlerinden Lukas’ın yaptığı iddia edilen Meryem ikonası her nasılsa Atina’ya gitmiştir. Meryem’in ikonası bir gün buradan ayrılmak istemiş!... Ve melekler tarafından uçurularak Ziganaların tepesindeki bir mağaraya bırakılmıştır. Bu arada Atina’dan gelen Barnabas ve Sophronias isimli iki keşiş de bu resme burada rastlamış ve manastırın yapımı için girişimde bulunmuşlardır. Ne var ki bu ikona, çok eski tarihlere inmektedir. Nitekim Trabzon yöresinde ciddi incelemelerde bulunan J.P.Fallmerayer (1790–1861) 1840 yılında Sumela Manastırını görmüş ve anılarında buradan uzun uzun söz etmiştir. J.P.Fallmerayer keşişlerin anlattıklarını kitabında eksiksiz kullanmıştır. Buna göre; ikona yöredeki Müslümanlarca yakılmak istenmişse de yanmamış, balta ile parçalanmak istenmiş kırılmamış, dereye atılmış bu kez de sular tarafından sürüklenmiştir. Bu arada ikona üzerindeki çatlağın balta izi olduğu iddia edilmiştir. Oysa yörede objektif izlenimleri ile dikkat çeken Fallmerayer ikonanın söylendiği kadar eski olmadığını çerçevesinin XVII. yüzyılda Trabzonlu bir sanatkâr tarafından yapılmış olabileceğini kaydetmiştir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Hz. Meryem (Panaghia) anısına kurulan Sümela Manastırı’nın ismi Grekçe kara, siyah ve karanlık anlamına gelen Melas’dan gelmektedir. Ancak bu da kesinlik kazanamamıştır. Manastırın yer aldığı vadi ve dağ yamacının koyu renkleri veya ikonanın siyah rengi bu ismin verilmesinde başlıca etken olmuştur. Kafkas ikonalarında aziz tasvirlerinin yüz ifadelerine esrarlı bir görüntü verebilmek için çoğunlukla siyah rengin uygulandığı bilinmektedir. Bu nedenle Kafkasya’da yapıldığı sanılan Hz. Meryem ikonasının koyu renkte oluşu, manastıra da bu ismin verilişi arasında bağlantı kurulmuştur. Büyük bir olasılıkla manastırın kurulduğu bu mağara, tespit edilemeyen eski tarihlerde kült yeri olarak kullanılmış ve sonra burası manastıra dönüştürülmüştür. Bu arada manastırın esasının İmparator II. Theodosius zamanında (408–450) kurulduğu, İmparator Iustinianus’un kumandanlarından Belisalius’un yeniden yaptırdığı iddia edilmişse de bunu kanıtlayacak hiçbir belge ortaya konmamıştır. Manastırın bilimsel olarak tespit edilebilen tarihi VIII. yüzyıla inmektedir. O yıllarda Trabzon’da Komnenosların egemen olduğu ve III. Aleksios Komnenos’un (1349–1390) bu manastıra ilgi gösterdiği bilinmektedir. Nitekim bazı belgelerden de dedesi II.Ioannes Komnenos’un (1280-1285) Sümela Manastırına bazı bağışlarda bulunduğu öğrenilmiştir. Öte yandan Trabzon Komnenos prensliğinde sözü edilen bir efsaneye göre de, İmparator III.Aleksios büyük bir fırtınaya tutulmuş ve Sümela’daki Meryem ikonasının manevi gücü sayesinde canını kurtarabilmiştir. Buna karşılık Sümela’ya zengin bağışlarda bulunmuş ve burasını yeni baştan düzenlemiştir. Manastırın dış kapısı üzerindeki 1360 tarihli beş satırlı yazıtta da İmparatorun doğu ve batının hâkimi ve bu manastırın kurucusu olduğu yazılıdır. Ayrıca 1361 yılındaki bir güneş tutulmasını imparator Sümela’da karşılamış, bu olayı yansıtan güneş resmi sikkelerinin bir yüzüne basılmıştır. Bütün bunların yanı sıra İmparator III. Aleksios 1365 tarihli bir emirname ile manastırın tüm gelirlerini düzenlemiş ve Trabzon’a Türklerden gelecek tehlikeye karşı keşişlerin uyanık olmalarını istemiştir. Bu da Sümela Manastırının yalnızca dini merkez olmadığını, stratejik konumundan ötürü gözetleme görevini üstlendiğini kanıtlamıştır.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Osmanlı döneminde, Osmanlı padişahları Sümela Manastırı’nın tüm haklarını korumuş ve bu dini merkeze daima saygılı olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet manastırın haklarını koruduğunu açıklayan fermanlar düzenlemiştir. Sultan II. Beyazıd, Yavuz Sultan selim, Sultan III. Murad, Sultan İbrahim, Sultan IV. Mehmed, Sultan II. Süleyman, Sultan III. Ahmet gibi Osmanlı padişahları da Sümela ile ilgili çeşitli fermanlarda bulunmuşlardır.

XVIII. yüzyılda Sümela Manastırı ile Voyvodalar ilgilenmiş, harap olan birçok bölümlerini baştan yapmışlardır. Bu arada İgnatios isimli bir başpiskopos 1749 yılında manastır ve kayaların üzerini freskolarla bezemiştir. XIX. yüzyılda manastır en zengin ve görkemli yıllarını yaşamıştır.

Sümela Manastırı mağara içerisinde yapılmasından ve mimari özelliklerinden dolayı Anadolu’daki bazı Hıristiyan yapıları ile çok yakın benzerlikler göstermektedir.

Sümela Manastırı doğal ve oldukça geniş, yüksek bir mağara içerisine önü duvarlarla örülerek yapılmıştır. Manastır ilk yapılışından sonra birbirini izleyen, bazen yan yana, bazen üst üste yapılarla büyük bir yapı topluluğu görünümündedir. XIX. yüzyılda mimari yönden çok zenginleşmiş ve yeni yapılarla son derece görkemli bir görünüme kavuşmuştur. Dik merdivenlerle çıkılan ve sonra aşağıya inilen girişin yanlarında koruyucuların hücreleri yer almaktadır. İç avlu da dağın yamacına bitiştirilmiş, ocaklı mutfaklar, yukarıdaki kayalardan sızan kutsal suyun toplandığı su haznesi vardır. Bunu merkezi oluşturan kovuk arasına yerleştirilen iki katlı bir yapı izlemektedir. Manastırın odak noktasını oluşturan mağaranın önünün bir duvar ile örülmesi ve buradaki şapel kompozisyonu tamamlamaktadır. Bunları irili ufaklı düzensiz biçimde yapılmış birçok hücre ve şapel sınırlamaktadır. Son derece düzensiz, yığma moloz taşlardan yapılan bu binaların üzerlerinin eski resimlerden anlaşılacağı gibi ahşap elemanlarla tamamlandığı görülmektedir. Avlunun sağında, vadiye bakan alanda 1860 yıllarında yapıldığı sanılan misafir hücreleri ile kütüphane yer almaktadır. Bugün önü tamamen yıkılmış olan kütüphane duvarlarına oldukça iri harflerle yazılmış “Bibliotheka” sözcüğü okunmaktadır.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Manastırın eski resimlerinden bu yapıların avluya bakan yüzlerinde, birbiri üzerine bindirilmiş ahşap konsolların taşıdığı balkonlar ile sundurmaların yer aldığı görülmektedir. Kütüphanenin hemen yanı başından yükselen doğrudan doğruya yamaca yaslanan, gösterişli bir bina arka plandaki tüm yapıları gizlemektedir. Bu bina manastırda yaşayanların barındıkları ana yapı olup, içeride bir koridorla ikiye ayrılmakta, her iki yanına odalar sıralanmıştır. Üç kattan oluşan yapının içerisi ahşap olduğundan günümüze yalnızca dış duvarları gelebilmiştir.

Sümela Manastırının freskolarında İncil, Tevrat ve Aynaros resim rehberinde sözü edilen konular işlenmiştir. Manastırların dış yüzeylerinin resimlerle kaplanmasına genellikle Romanya’daki Voronet (XV. yüzyıl), Humor (XVI. yüzyıl), Muldovita (XV. yüzyıl) ve Sucevita (XVI.-XVII. yüzyıl) kiliselerinde karşılaşılmaktadır. Burada da manastırın dış yüzeyini kaplayan freskoların büyük çoğunluğu 1710–1740 yıllarında Caldiya (Gümüşhane) Mişabu (Papazbaşı) Ignatios’un emriyle yapıldıkları sanılmaktadır. Ancak bugün görülebilen fresklerin altında daha eski tarihlere inebilen örneklerin olması olasıdır. Büyük olasılıkla da erken tarihli freskolar 1740 tarihli onarımda yenilenmiştir.

Mağara kilisenin dış yüzü her biri düzgün çerçeveler içerisine alınmış birçok resimlerle bezenmiştir. Bunların büyük bir bölümü çok yıpranmış, bazılarının seçilmeleri güçleşmiştir. Buradaki resimlerin ilk bölümünde evrenin yaratılışına yer verilmiştir. İkinci bölümde şeritler halinde Tevrat ve Tekvin’den alınma sahnelerle karşılaşılmıştır. Özellikle erkek ve kadının yaratılışı, Allah’ın öğütleri, günah işlemeye teşvik, cennetten kovulma, Âdem ile Havva görülmektedir. Üçüncü bölümde kıyamet sahnesi, Thomas’ın şüphesi, Mezardaki Melek, Birinci İznik Konsülü, Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi ve Anastasis sahnesi konu edilmiştir. Bunları izleyen dördüncü bölümün ilk üç panosu anlaşılamayacak kadar harap olmuştur. Haç, Hamsin Yortusu, görünüşün değişmesi, Melek’in Joachin’e görünmesi, Tebşir, Mabet’e takdim ve İsa’nın göğe yükseliş sahnesi bu şerit halindeki freskleri izlemektedir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Güney duvarının dış yüzünde yarıdan fazlası dökülmüş olmasına rağmen bir av sahnesi ile Hz. Meryem’in ölümünden sonra melekler tarafından gökyüzüne götürülüşü resmedilmiştir. Bunların ardından Koimesis sahnesinde Hz. Meryem çiçek desenli oldukça süslü bir yatakta yatmakta, arasında kalan mağara duvarlarında dört sıra halinde azizler ile oranz durumda Hz. Meryem resmedilmiştir.

Absidin dış yüzündeki Hz. İsa’nın doğumu, Hz. İsa’nın mabette temsili, Lazaros’un dirilişi; Absidin kuzeyinde Kudüs’e giriş, Hz. İsa’nın çarmıhtan indirilişi, ölümünden sonra yeniden diriliş sahnelerine yer verilmiştir. Öte yandan mağaranın iç yüzünde, 1732’de keşiş Matheos’un yenilediği Aziz tasvirleri ile Oineolu Ressam Savas’ın resmettiği freskler bulunmaktadır tavandaki Panagia Playtytera, Hz.İsa Cebrail resimlerinin yanı sıra kuzey duvarında dört bölümlü geniş bir kompozisyon halinde mahşer panosu işlenmiştir. Mağara içerisindeki en ilginç kompozisyonlardan biri, muhteşem bir tahtta oturan Hz. Meryem’in freskidir.

Cumhuriyetin ilanından sonra bölgede yaşayan Rumlar Yunanistan’a gitmişler, Sümela Manastırı sahipsiz kalmıştır. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da manastır kısa sürede harap olmaya başlamış, kâgir bölümler yıkılmış, ahşap bölümler yanarak yok olmuştur. Bu yağmaların yanı sıra geçirdiği yangın ve doğa koşulları sonucu harabe haline gelmiştir.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Uzun süre kendi halinde terk edilen manastır 1972 yılında Trabzon Müzesi yönetimine bırakılmış, onarımı yapılarak yok oluşu önlenmiştir. Ancak çok yakın tarihlerde Sümela Manastırı Kültür Bakanlığı’ndan Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir.

Sümela Manastırı kapandıktan sonra, içerisindeki eserlerin büyük çoğunluğu dağılmıştır. Özellikle manastırın en önemli eseri olan gümüş çerçeveli Hz. Meryem ikonasının ne olduğu bilinmemektedir.

Manastırdaki el yazmalarının büyük çoğunluğu çeşitli müzelere dağıtılmıştır. Bunlardan XVII-XVIII. yüzyıllara tarihlendirilen tezhip ve minyatürlü bazı İnciller Ankara Etnoğrafya Müzesinde, bir tanesi de Atina Benaki Müzesi’ndedir. XII. yüzyıla tarihlenen Sümela İncili ise İstanbul’da Ayasofya Müzesi’ndedir.

Vazelon Manastırı (Maçka)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon ili Maçka ilçesine 14 km. uzaklıkta, Kiremitli Köyü’nün de 7 km. batısında, çam ormanları içerisinde yer alan ve Yuhannes’e adanan Vazelon Manastırı’nın ilk kurucusu ve yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla birlikte bazı araştırmacılar MS.270 ve MS. 317 tarihleri üzerinde durmaktadırlar. Bununla beraber manastırın VIII. Yüzyılın ortalarında kurulduğu, onu izleyen yıllarda da genişletildiği anlaşılmaktadır. İlk manastırın kurulduğu mağaranın önündeki yapı kalıntıları XIX. yüzyıla aittir. Günümüze çok büyük değişikliklerle gelebilen manastırı İmparator İustinianus onartmıştır. MS.644 yıllarında bir onarım daha geçirmiş, kütüphanesi daha da zenginleştirilmiştir.

XIII. yüzyıldan sonra Vazelon Manastırı Maçka’nın kültürel, dini ve ekonomik yapısında etkinliğini sürdürmüştür. Yöredeki manastırların en zengini olan bu manastırın geliri ile de Sümela Manastırının yaptırıldığı söylenmiştir. Bugünkü görünümünde manastırın sağır duvarlı birinci katına batısından merdivenle çıkılmakta ve buradan da küçük bir hole ulaşılmaktadır. Bu girişin iki yanındaki koridorlar ve çevrelerinde üçerden altı oda yer almaktadır. Manastırın asıl yapısına günümüze gelemeyen ahşap bir merdivenle çıkıldığı sanılmaktadır.

Günümüze son derece harap ve perişan durumda gelebilen manastırda yalnızca yapı kalıntıları ile karşılaşılmaktadır. Bunlardan soldaki büyük yerin yemek salonu, soldakinin ise mutfak olması üzerinde durulmuştur. Ayrıca burada bir su sarnıcı ile hemen hemen onun yanı başında üç nefli bir kilise yer almaktadır. Kilisenin kuzey duvarında mahşer günü, cennet, cehennem tasvirlerini konu alan freskler yapılmıştır. Üst örtü sistemleri de ahşap olduğundan zamanla yıkılmış ve 1923 yılında tamamen terk edilmiştir.


Gregorius Peristera Manastırı (Kuştul-Hızır-İlyas Manastırı) (Maçka)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Esiroğlu, Kustul Köyü’nde (Şimşirli) bulunan bu manastır, vadiye hâkim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemekle beraber, araştırmacılar MS.752 yılına tarihlendirmişlerdir. Manastır, 1203 yılında yağmaya uğrayarak terk edilmiş, 1393’de yeniden önem kazanmış ve bu durum 1904 yılında bir yangın sonucu yanmasına kadar sürmüştür.

Batı cephesinden bir merdivenle içerisine girilen manastır, geniş holleri, salonları ile dikkati çekmiştir. Haç planlı kilisesi zamanla yıkılmış ve hiçbir iz kalmamıştır. Araştırmalar sonucunda, manastırdan vadiye kadar uzanan dehlizler ortaya çıkarılmışsa da bunlar bugün kullanılamayacak durumdadır.

Kaymaklı Manastırı (Maçka)

Trabzon’un yaklaşık 3 km. güneydoğusunda, Boztepe’nin Değirmendere Vadisi’ne bakan yakasında yer alan manastır, Hz. İsa’nın anısına Alexios IV. Zamanında Ermeniler tarafından 1424’te yaptırılmıştır. Yapım çalışmaları sırasında tepeden aşağıya düşen ve hiçbir şey olmayan bir işçiden ötürü buraya “Fenalığı Önleyen” ismi yakıştırılmıştır.

Trabzon Ayasofyası’ndaki 873 tarihli bir kitabe, manastırın yapım tarihi konusuna açıklık getirmiştir. Günümüze çok kötü durumda gelebilen manastırın kalın duvarları olduğu, doğusunda mutfak ile yemekhanesinin, güneyinde de dershane ve keşiş hücrelerinin yer aldığı görülmektedir. Avlunun ortasında kesme taştan tek nefli, üç apsidli kilise bulunmaktadır. Bu kilise 1431 yılında yapılmış, 1622’de resimlerle bezenmiş, VIII. yüzyılda da büyük bir onarım görerek freskleri yenilenmiştir. Kilisenin batı kapısı üzerindeki melek resmi ile içerisindeki freskler iyi bir durumda günümüze ulaşabilmiştir. Bu kilisenin hemen yanı başında tek nefli, tek absitli bir kilise de 1622 yılında yapılmıştır.

Kaymaklı Manastırı 1914–1918 yıllarında yangın geçirmiş, bundan sonra da kendi haline terk edilmiştir.


Kızlar Manastırı (Panagia Thaoskepastos) (Maçka)

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon’u doğu ve güneyden çepeçevre kuşatan Boztepe üzerindeki Kızlar Manastırı oldukça büyük, geniş bir yapı topluluğu görünümündedir. Tanrı’nın koruduğu anlamında “Panagia Thaoskepastos” ismi yakıştırılan bu manastır kale görünümünde, şehre hâkim bir durumdadır. İmparator III. Aleksios’un (1349–1390) yaptırdığı manastır, çeşitli odalar, aşhaneler, çan kulesi, misafirhane, havuz ve iki kiliseden meydana gelmiştir. Bunun yanı sıra ek kiliseler ile ne oldukları anlaşılamayan birçok yapılarla da burada karşılaşılmıştır.

Kalın ve kesme taştan yüksek duvarlı manastırın girişi güneydedir. İçeriye girildiğinde karşılaşılan ilk yapı misafirhanedir. Avlunun güneyinde kayalara oyulmuş ve önüne duvar örülmüş bir mağara kilise vardır. Bu kilisenin narteksi üzerindeki duvar fresklerinde İmparator III.Aleksios’un resimleri görülmektedir. Ancak bu freskler tanınmayacak kadar bozulmuştur. Manastırın arka bahçesindeki diğer kilise 1830–1879 yıllarında Başpiskopos Konstantin tarafından tek nefli, tek apsisli olarak bazilika planında yapılmıştır. Burada İmparator Aleksios’un oğlu, Andronikos ile Manvel gömülüdür.


Kızlar Manastırı (Panagia Keramesta) (Maçka)

Trabzon-Hamsiköy yolu üzerinde, Kiremitli Köyü vadisindedir. Bu manastırın da yazıtı günümüze ulaşamamakla birlikte, 1858 yılında yapılmış olduğu sanılmaktadır.

Kızlar Manastırının, Sumela Manastırı veya Vazelon Manastırı’nın mimari yönden küçük bir kopyası gibi olduğu söylenmektedir. Kaya içerisine yapılan bu manastırın günümüze yalnızca batı ve kuzey duvarları gelebilmiş, diğer bölümleri tamamen yıkılmıştır.


Trabzon'umuzun Doğal Güzellikleri

Trabzon Doğu Karadeniz Bölgesi’nde oldukça dağlık bir yörede yer almaktadır. İl topraklarında ağırlıklı yeri dağlar tutmakta olup, il alanının % 77’si dağlarla, arta kalanı da platolarla kaplıdır. Ordu’daki Melet Suyu yakınlarından başlayan Doğu Karadeniz Dağlarının bir bölümü Trabzon il toprakları içerisinde kalmaktadır. Bu dağlar vadilerle yarılmış, sırtlar halinde Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmaktadır. İl topraklarındaki başlıca dağlar, Zigana Dağları, Trabzon Dağları ve Çakırgöl Dağı’dır.


Zigana Dağları

Doğu Karadeniz Dağları’nın Trabzon, Giresun ve Gümüşhane il sınırlarının birleştiği kesimde başlayarak doğuda Değirmendere’ye kadar uzanan bölümüne Zigana Dağları ismi verilmektedir. Trabzon’un iç kesiminde yer alan bu dağ sırası akarsuların açtığı derin vadilerle yarılmıştır. Zigana Dağlarının il toprakları içerisinde en yüksek noktası 2.356 m.ye ulaşmaktadır. Bu dağ sırası üzerindeki Zigana Geçidi 2.036 m. yüksekliğinde olup, Trabzon ile Doğu Anadolu arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.

Zigana Dağları çam ormanları ile kaplı olup, kıyıya doğru sırtlar biçimde alçalır. Akçaabat’ın yakınındaki Küçük Tepeköy’deki Karadağ’da kıyı uzantısındaki en önemli ve en son yükseltisidir (1.946 m.).


Trabzon Dağları

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Doğu Karadeniz Dağları’nın Değirmendere ile Solaklı Çayı arasında kalan bölümü Trabzon Dağları ismini almaktadır.

Bu dağlar iç kesimlerde batı-doğu doğrultusunda uzanır ve birbirlerinden vadilerle ayrılır. Yükseltileri sürekli azalarak il topraklarının kuzeyine doğru uzanır. Yükseklikleri 2.500–3.000 m. arasında değişen bu dağlar lav, tüf ve aglomeralardan meydana gelmiştir. Kranbey Tepesi (2.380 m.) ve Gümüşki Tepesi (2.375 m.), Koçalak Tepesi (1.487 m.) Trabzon Dağları’nın en yüksek noktalarıdır.

Çakırgöl Dağı

Çaykara’nın güneyinde, Soğanlı Dağları’nın kuzeyinde yer alan Çakır göl Dağı, Doğu Karadeniz Dağları’nın bir uzantısıdır. Bu dağın yüksekliği 3.063 m.ye kadar ulaşır ve ilin en yüksek noktasını oluşturur. Kuzeye bakan yamaçları çoğu yerde dik ve sarptır. Bu dağlardan beslenen akarsular birbirlerine paralel olarak Karadeniz’e kadar uzanmaktadır. Çakırgöl Dağı’nın kuzey eteklerinde oldukça derin ve geniş buzul çanakları bulunmaktadır.

Çakırgöl Dağı’nın güneyinde 3.020 m. yüksekliğinde bir tepe ile doğusunda Kemer Dağı (2.856 m.) bulunmaktadır. Kuzeye ve kıyıya doğru bu dağ sırasının yükseklikleri gittikçe azalır ve yaylalara dönüşür.


Plato ve Yaylalar

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon’un güneyinde doğu-batı doğrultusunda uzanan yüksek dağların eteklerinde plato ve yaylalar bulunmaktadır. İl topraklarının % 22,4’ünü kaplayan bu plato ve yaylalar 1.750–2.200 m. yüksekliğe kadar ulaşmaktadır. Bu yaylaların denize doğru alçalan kesimlerinde, vadi yamaçları ve ormanlık alanlar halindedir. Kuzey kesimleri ise daha alçak ve çıplaktır. Plato ve yaylaların bir kısmı fındık ağaçları ile kaplıdır. Bu yaylaların en önemlileri Sultan Murat, Sürmene, Aşot, Reşadiye, Kılıçlı, Çakırgöl’ün kuzeyinde Mecit, Maçka’nın batısında Fikonov, Solma Yaylası, Mavura Yaylası, Günağaç Yaylası, Lapazan Yaylası’dır.

Akarsuları

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon ili yeraltı ve yer üstü su kaynakları bakımından oldukça zengindir. İl toprakları içerisinde çok sayıda akarsu vardır. Bunlar ilin güneyindeki yüksek dağlık yörelerden doğarak, yüksek dağ sıraları ve platolarda derin vadiler oluşturarak Karadeniz’e ulaşırlar. Karadeniz kıyılarında küçük alüvyal kıyı düzlükleri de oluştururlar. Bunların uzunlukları 50 km. yi pek aşmamaktadır.

Doğu Karadeniz Havzası içerisindeki Trabzon’da bulunan başlıca akarsular, Fol Dere, Kale Deresi, Değirmendere, Yanbolu Deresi, Kara Dere, Koha Deresi, Sürmene Deresi, Solaklı Çayı, Baltacı Deresi ve İyidere’dir.

Bu akarsulardan Fol Dere Zigana Dağları’nın yüksek kesimlerinden doğarak kuzey-güney doğrultusunda akar ve Vakfıkebir’den sonra Karadeniz’e dökülür.

Kale Deresi, Zigana Dağları’ndan doğarak Akçaabat yakınlarında akar ve buradan doğuya dönerek Karadeniz’e dökülür. Bu akarsu üzerinde bir de hidroelektrik santrali kurulmuştur.

İlin en bol suyu olan akarsuyu Değirmendere’dir. Değirmendere Kılıçlı Yaylası’ndan kaynaklanır. Meryemana ve Zigana Dağları’nın eteklerinden geçerek sularına yeni sular ekler ve Trabzon il merkezinin doğusunda bir delta oluşturduktan sonra Karadeniz’e dökülür. Bu akarsuyun uzunluğu 55 km. dir.

Trabzon’un güneyindeki dağlık yöreden kaynaklanan Yanbolu Deresi Arsin ve Araklı’dan geçtikten sonra Karadeniz’e dökülür.

Karadeniz’in en uzun akarsuyu olan Kara Dere 56 km. uzunluğundadır. Güneydeki dağlık kesimden kaynaklanır, Araklı ilçe merkezinden geçerek Karadeniz’e dökülür.

Koha Deresi Yalıköy’ün yakınlarından kaynaklanır, Ağaçbaşı Yaylası’ndan gelen küçük dere ile birleştikten sonra kuzeye yönelir ve Karadeniz’e dökülür.

Kemer Dağları’nın kuzeyinden kaynaklanan Sürmene Deresi Aşot Yaylası’ndan gelen bir kolla birleştikten sonra Sürmene yakınlarında denize dökülür. Bu akarsuyun uzunluğu 40 km. dir.

Holdizen ve Soğanlı Dağlarının güney eteklerinden kaynaklanan, Holdizen ve Ögene derelerini içerisine alan Solaklı Çayı Of ilçe merkezinden Karadeniz’e dökülür.

Çivil Deresi ile Gökyaylası’ndan çıkan Çamlık Deresi’nin Rize’de İyidere ile birleşmesinden oluşan İyidere Akarsuyu Rize Trabzon il sınırını çizdikten sonra İyidere yakınlarında Karadeniz’e dökülür. Bu akarsu üzerinde Trabzon ve Rize’ye elektrik sağlayan İkizdere Hidroelektrik santrali bulunmaktadır.

Baltacı deresi ise, Kirazlı Dağları’nda 2.662 m. den doğar, Maki Suyu ile birleştikten sonra Of ilçe merkezinin doğusundan Karadeniz’e dökülür.


Göller

Trabzon il toprakları içerisinde küçük göller vardır. Bunların başında Çakırgöl, Uzun Göl ve Sera Gölü gelmektedir.


Çakırgöl

Çakırgöl Dağı’nın kuzey yamacında bir buzul yalağı gölü olan Çakır Göl’ün yüksekliği deniz seviyesinden 2.533 m. dir. Gölün boyu 250 m., genişliği 200 m. dir. Güney kıyıları oldukça dik olan bu gölün derinliği 15-20 m. arasında değişmektedir.

Küçük çağlayanlarla beslenen Çakır Göl’ün suyu tatlı olup, içerisinde alabalık yetiştirilir ve çevresinden de mesire yeri olarak yararlanılmaktadır.


Sera Gölü

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon Akçaabat ilçe merkezinden 5 km. uzaklıkta bulunan Sera Gölü kıyıdan 4 km. içeride toprak kayması sonucunda oluşmuş bir set gölüdür. Bu gölün boyu 2 km. eni ise 150–200 m. arasında değişmektedir.

Uzungöl

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.


Trabzon’un güneydoğusunda, Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl Bucağı’nda bulunan bu göl, Holdizen Deresi boyunca yamaçlardan kopan kayaların vadiyi kapatmasından oluşmuş bir kayaç gölüdür. Deniz seviyesinden 1.250 m. yüksekliğindeki Uzungöl elips biçiminde bir göl olup, uzunluğu 1 km. eni 500 m. derinliği de 15 m. dir. Uzungöl’ün çevresi ladin ağaçlarının ağırlık kazandığı ormanlık olup, aynı zamanda mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. Bu alanlarda Trabzon sivil mimarisinin kırsal kesimindeki örneklerinden ahşap evler bulunmaktadır.

Göl çevresinde turizm yönünden önemli olan dağ yürüyüşü alanları, Şekersu, Yaylaönü ve Demirkapı gibi düzlük alanlar bulunmaktadır. Ayrıca gölün 10–20 km. uzaklığında dağlık alanda sayıları 10’a ulaşan küçük gölcükler de bulunmaktadır.


İçme ve Kaplıcaları

Trabzon içme ve şifalı su kaynakları bakımından oldukça zengindir. İl topraklarında madensuyu kaynakları bulunmaktadır. Bunların en önemlileri il merkezindeki Kisarna Madensuyu, Akçaabat’ta Uçarsu Madensuyu, Araklı’da Ziyaret Suyu, Çaykara’da Hadi Madensuyu, Maçka’da Ziyaret Gölü Madensuyu, Sürmene’de Sürmene Madensuyu, Tonya’da Tonya Madensuyu, Vakfukebir’de Karadağ ve Simenler Madensuyu, Yomra’da da Ayazma ve Saraylar madensuyu’dur. Ayrıca Of’ta Büyük Mesaros Madensuyu bulunmaktadır.

Kisarna Madensuyu Trabzon’un 8 km. güneybatısında bir vadi içerisinden kaynamaktadır. Bizans döneminden beri bilinen bu madensuyunun ünü ülke çapını aşmıştır. Sıcaklığı 15 derece olup, saniyede 0.05 litre kaynamaktadır. Madensuyunun çevresinde mesire yerleri bulunmaktadır. Araklı ilçesindeki Ziyaret Suyu’nun sıcaklığı 14 derece olup, saniyede 0,2 litre kaynamaktadır. Çaykara ilçesindeki Hadi Madensuyunun sıcaklığı 18 derece, debisi de 0.5 litredir. Sürmene ilçesindeki Sürmene Madensuyu 17 derece sıcaklıkta olup, debisi 0.05 litredir. Tonya Madensuyu ise 12 derece sıcaklıkta olup, debisi de 0,5 litredir. Akçaabat Uçarsu Köyü’ndeki Uçarsu Madensuyu da 12 derece sıcaklıktadır. Vakfıkebir ilçesindeki Karadağ Madensuyu’nun sıcaklığı 12 derece olup, saniyede 0,6 litre kaynamaktadır. Bunun yanı sıra ilçedeki Simenler Madensuyu 12 derece sıcaklıkta olup, debisi 0,5 litredir. Yomra ilçesindeki Saraylar Madensuyu 15 derece sıcaklıkta olup, saniyede 0,2 litre kaynamaktadır. Yomra’daki diğer su kaynağı ise Ayazma Madensuyu’dur. Bu madensuyunun sıcaklığı 15 derece olup, saniyede 0,2 litre kaynamaktadır.


Mesire Yerleri

Altıdere Vadisi Milli Parkı


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon ili Maçka ilçesine 48 km. uzaklıktaki Altındere Vadisi Milli Parkı’nda Sümela Manastırı bulunmaktadır. Zengin bitki örtüsü ve jeomorfolojik yapısı ile tanınmış olan bu Milli Park Altındere Vadisi’nde bulunmaktadır.

Milli Parkın zengin florasında doğu ladini ağırlıklı olan bitki örtüsünü yapraklı ve iğneli ağaçlardan göknar, sarıçam, kestane, meşe, ıhlamur, gürgen, söğüt, karaçam, ormangülü oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu doğal ortam içerisinde geyik, karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, yabani domuz, ayı, kurt, çakal, tilki, yaban kedisi gibi türler yaşamaktadır.

Solma Turizm Merkezi

Trabzon ili Maçka ilçesi’ne 22 km. uzaklıkta Magura Yaylası üzerinde bulunan bu turizm merkezi deniz seviyesinden 1.800 m. yüksekliktedir. Zengin bitki örtüsü ile kaplı olan bu yaylada çeşitli turistik tesisler bulunmaktadır.

Çalköy Mağarası

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Trabzon ili Akçaabat ilçesine 30 km uzaklıkta bulunan Çalköy Mağarası Türkiye’nin en büyük mağarası olmasının yanında milyonlarca yıllık sarkıt ve dikitleri, su ve şelalesi ile önemli bir turizm bölgesidir.

Mağara 1 km. uzunluğunda olup, mağara içerisindeki 550 m.lik bölüm yürüyüş parkuru olarak düzenlenmiş ve aydınlatılması yapılmıştır.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Bookmarks

Tags
trabzon
Seçenekler Arama
Stil