Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05 Mayıs 2009, 03:16   #3 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Cevap: Orta Asya'dan Balkanlar'a Türklerde Pişi ve Helva Pişirme Geleneği

2- Ölünün Arkasından Pişi ve Helva Pişirme:
Orta Asya Türkleri Müslüman olduktan sonra ölüler kültünü tıpkı eski Şamanizm’de (Gök Tanrı) olduğu gibi yüzlerce yıl muhafaza etmişlerdir (İnan, 1986: 195).
Kesin verilerin yokluğuna rağmen, ölen için yapılan anma törenlerinin, gömül-me veya ölüm gününden sonraki üçüncü, yedinci, yirminci ve kırkıncı günü ile yılsonunda yapıldığı muhakkaktır. Bu günler, bu durumlar söz konusu olduğun-da, sadece modern Şamanist toplumlar tarafından değil; ölenin seyredilmesi,
8 Bkz, (Engin, trz). Değerli araştırmacımız Refik Engin’e daha yayınlamadığı çalışmasını makalemizde kullanmamıza müsaade ettiği için çok teşekkür ederim.
eşyaların gömülmesi, yakınmaları, toplu şölenler, ağıt okumaları vesairesiyle cenaze törenleri Ortaçağ Türkleri’ninkini hatırlatan Türkiye’de yaşayan hetero-doks ve oldukça muhafazakâr toplumlar tarafından da uyulmasına özen gösteri-len tarihlerdir (Roux, 1994: 234–235).
Türklerde cenaze mutlaka gün yüzüyle defnedilmelidir. Eğer ölüm ikindiden sonra gerçekleşmişse, kaldırılması ertesi güne bırakılır. Tahtacılar toprağın mühürlenmesi inancı sebebiyle defin işlemini güneş batmadan önce yaparlar (Selçuk, 2004: 206). Ayrıca, cenazenin yıkandığı yerde ateş yakılması İslâm önce-si Türk geleneğinin bir devamıdır. Günümüzde Hıristiyan, Yakut ve Teleut Türk-leri ile Müslüman Batı Trakya Türkleri, ruhun insanlara yaptığı kötülükleri engel-lemek amacıyla bu geleneği devam ettirmektedirler (Selçuk, 2004: 216).
Tahtacılardaki bu geleneğin Sünnî Türklerde de var olduğunu Reyhan Koyuncu’dan öğreniyoruz. Ayrıca cenazenin yıkandığı yere bir mum ile birlikte kap içinde üç gün su konulur imiş ve ruhu geceleyin gelip bu suyu içermiş. Rey-han Koyuncu helva yapımındaki bir sitemini de şöyle dile getirdi: “Şimdiki genç-ler helva yapmayı bilmiyor. Ölü helvası tane tane olmalı. ”
Nuriye Yüksel: “Cenazeye sin kurbanı kesilmeden, kokusu burnuna gitsin diye helva basmadan, ocakta yağlı bazlama, gözleme veya bişi pişirilmeden cenaze kalkmaz”9 derken eski törenin halen devam ettiğini belirtmiş olmaktadır.
Cenaze camiye erkekler tarafından götürüldükten sonra evde Kur’an-ı Kerim okunmaya başlar. Akrabalardan biri helva yapar ve komşulara akşam ezanından önce dağıtır. Günümüzde helva akşam ezanından sonra Tebareke’ye gelenlere ikram edilmektedir. Cenazenin defnedildiği akşamdan itibaren kırk gün boyunca “kolaç” denilen hamur yapılır ve akşam ezanı okunmadan komşulara dağıtılır (Yüsküp, 2007: 73).
Evden bir cenazenin çıkması üzüntünün yanında o kişinin artık melâike merte-besine ulaştığını da çağrıştırmaktadır. Ölen kişi artık Tanrı’nın katındadır. Defin işleminden sonra onun o makamda rahat etmesi için ölümden sonraki 3, 7, 40,
52. günlerinde çeşitli törenlerle çaba sarf edilmektedir.
Cenazenin defnedilmesinden sonra, cenaze adına yakınları tarafından kesilen kurbanlar cemaate “lokma” olarak yedirilir. Mezardan dönünce, genellikle uzak-tan gelen ve cenaze hizmetlerine katılan kişiler için lokum, helva ve kesilen kurbanın pişirilmesinden oluşan “kazma takırtısı yemeği” verilir (Üçer, 2005: 390).
9 Nuriye Yüksel, 27 Mayıs 1947, Üçsacay Köyü, Seyitgazi, Eskişehir, İlkokul.
Bu gelenek Balkanlar’da da görülmektedir; cenaze sahibi olan evde, durumu iyi olan yakınları yemek hazırlarlar. Definden dönenlere ikram edilmek üzere aile-nin durumuna göre hazırlık yapılır. Eğer durumları iyi değilse helva, peksimet ve şerbet yaparlar (Önal, 1998: 267).
Aynı Gelenek Makedonya Türkleri arasında da sürmektedir. Ölünün 7. ve 40. geceleri, ayrıca kandillerde helva yapılır (Kalafat, 1994: 44).
Nilgün Cıblak, Mersin Tahtacıları arasında yaptığı araştırmasında; “ölüm olayı-nın üçüncü gününde, cenaze evinde, un helvası yapılıp herkese dağıtılır. Yedisinde de yemek hazırlanır, çörek pişirilir,” demektedir (Cıblak, 2005: 200).
Kaşgarlı Mahmud, “yoğ” adıyla zikrettiği bu törenler için şunları söyler: “Ölü gömüldükten sonra üç yahut yedi güne kadar verilen yemek.” (Kaşgarlı Mahmud, Çev: B. Atalay, 1992: 143).
Cenazenin defin işlemi yapıldıktan sonraki ilk yedi gün pişi veya helva pişirilip konu komşuya -özellikle çocuklara- verilir. Böylece ölünün canı için yedi gün çörek dağıtılır, helva dökülür (Artun, 1996: 45; Selçuk, 2004: 212).
Tahtacılarda ölünün 7. gün kefenden kurtulacağı inancı mevcuttur. Ayrıca ölü-nün yedi ile kırkıncı gün arasında darda beklediğine inanılır. 40. gün verilen yemekten sonra ölünün dardan indiği ve vücut kemiklerinin eklemlerinden ayrıl-dığı inancı mevcuttur (Selçuk, 2004: 213).
7. gün ölünün göz bebeğinin patladığına inanılır ve bu günde kuru üzüm hoşafı kaynatılıp dağıtılır10; ancak bu gelenek günümüzde pek uygulanmamaktadır.
Ali Koç Babalı kabilesine mensup ve günümüzde Hanefî mezhebine mensup Muratlı’nın Ballıhoca köyünde 40. günde ölünün burnunun düştüğüne inanıl-maktadır. Bugün bunun feryadını mağripten maşrıktan bütün mevtalar duymak-tadır. Ölünün acısını hafifletmek için de lokum/lokma veya kaşık-börek çorbası (mantı türü yoğurtla ikram edilen bir yemek) yapılıp dağıtılmaktadır (Önal, 1998: 273)11.
Cenazenin toprağa defnedilmesinin 40. gününde “burnunun düştüğü inancı” Sünnî ve Bektaşî/Alevî bütün Türk toplulukları arasında yaşamaktadır. Bugün de pişi, helva yapılıp yemek verilmektedir (Önal, 1998: 272).
10Hatice Beşelma, 1967, Yeşilsırt Köyü (Muratlı), İlkokul. 11Gülseren Akıncı, 1955, Ballıhoca (Muratlı), İlkokul. Bu bilgiyi veren Gülseren Akıncı’nın babaları
1935 yılında Romanya’dan Türkiye’ye Mübadele Kanunu ile göç etmişlerdir ve Tatar diye tesmiye
olunmaktadırlar.
52. gün ise ölünün etlerinin dağıldığı inancı vardır. Bugün verilen yemek daha bir görkemli olmaktadır. Bütün bu törenler ölenin mezarında rahat etmesi için yapılmaktadır. Bu ikramlarla kabir azabı çekmesinin önüne geçilmek istenmek-tedir (Önal, 1998: 273).
Cenazenin ilk 52 günü Balkanlar’da çeşitli törenler yapılarak ölünün ruhunun rahatlatılmasına çalışılmaktadır; ancak bu geleneklerin Anadolu’da da yapıldığı-nı görmekteyiz. Meselâ Habibe Kınalı bu konuda; “üç gün hesap verip ruh gitmiş olduğundan kemiklerinin rahat dağılması için helva pişirildiğini ve bunun da tandır ekmeği içinde gelenlere mezarlıkta ikram edildiğini ifade etmiştir.”12
Tokat Alevî Türkmenlerinden Dürdane Tekinalp; “kendimize bir hayrımız yok, kimseye hayrımız olmadı. Bari yağın kokusu meleklere ulaşın, ” diye yağ koku-tulduğunu söylemektedir13.
Neden yağ kokutulur diye sorulduğunda Gülistan Tekinalp; dünya Muhammed Peygamberin yüzü suyu hürmetine kuruldu. Diğer ölüleri de anmak lâzım. Onun için yağ kokutulur. Hatta pişi, helva yapamayan kişinin ocağa bir damla da olsa yağ dökmesinin bu kokunun çıkması için yeterli olduğunu söyler14, diyerek bu geleneği biraz daha İslâmîleştirmiştir.
Balkanlar’da pişi olarak isimlendirilen hamur kızartması, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde bişi diye adlandırılmaktadır. Meselâ mübadele ile Anadolu’nun çeşitli yörelerine göçürülen muhacirlerde de ismi bişi olarak geçmektedir. Bişi; cenaze sonrasında dualar okunarak kızartılır ve dağıtılır. İnanışa göre ölünün ruhu mağrip ile maşrık arasında giderken kızartılan bu hamurun kokusunu alır-mış. Hamurun yağda kızartılması ölünün azap çekmesini engellermiş. Aynı şekilde yapılan helva da aynı mânâya gelmektedir. Yani cenaze çıkan evde yağ kokutmak gerekmektedir15.
Erdemli Yörükleri’nden derlediğimiz bilgilere göre de; cenaze sonrası yemek ve helva yapılmakta olduğunu öğreniyoruz. Aynı şekilde ölünün 7, 40 ve 52’sinde de yemekle birlikte helva yapılmakta ve dağıtılmaktadır. Ayrıca yapılan yemekler arasında olduğunu öğrendiğimiz “yüksük çorbası” da dikkat çekmektedir. Yüksük çorbası ise mantının çorba halinde olan şeklidir (Daha önce zikrettiğimiz kaşık börek çorbası gibidir.). Ölünün kırkında burnu düşer, elli ikisinde de eti kemi-ğinden ayrılırmış. Yapılan bu helvanın kokusu ölünün burnunun düşerken ve
12Habibe Kınalı, 1964, Kiğı, Üniversite. 13 Dürdane Tekinalp, 1966, Almus (Tokat), İlkokul. 14 Gülistan Tekinalp, 1982, Niksar (Tokat), Üniversite.15 Nazmiye Çetin, 1932, Bulgaristan, İlkokul (halen Mersin, Erdemli’de yaşıyor.).
etinin kemiğinden ayrılırken acı hissetmesini engellermiş. Ayrıca ölünün ruhu kırkında ve elli ikisinde gelir ve helvanın kokusunu alınca kendisini unutmadık-larını anlarmış16.
Bektaşîler ölen için ‘öldü’ sözcüğünü kullanmazlar. ‘Hakk’a yürüdü’, ‘göçtü’, ‘dünyasını değiştirdi’, ‘erenlere ulaştı’, ‘kalıbını değiştirdi’, ‘kalıbını dinlendirdi’ gibi söz ve deyimleri kullanırlar (Noyan, 1999: 243).
Bektaşîlerde de ölüm olması durumunda ölenin ruhunu ta’zîz için kurban tığla-nır ve bir yemek ziyafeti verilir. Bu ziyafete lokma derler. Kurban daima, diğer kurban tığlamalarında olduğu gibi koyundur. Kurbanın koç olması makbuldür. Bu yemekte pilav ve helva yapılması hemen hemen şarttır. Lokma üçüncü, yedinci ya da kırkıncı günlerin birinde yapılır (Noyan, 1999: 245).
Altay Kutay Gök Tanrı inancı gereğince ölünün 3, 7, 9, 40 günü ve sene-i devri-yesinde dini merasim yapar (Kalafat, 2004: 86). Anadolu’da ilâveten 52’si de yapılır. Bu günlerde hayır işlenir, lokma dağıtılır, helva kavrulur (Kalafat, 2006: 214–215).
Eski Türkler ölülerine “aş verme”yi en önemli vazife saymışlardır. İlkçağlarda aş doğrudan doğruya ölüye verilir, yani mezarına konulur veya dökülürdü. Manevî kültür geliştikten sonra bu tören sevabını ölünün ruhuna bağışlamak üzere fakir-lere yemek, helva vermek şeklini almıştır. Bu âdet doğulu Müslüman Türklerde “atau” ve “tögüm/döküm” terimleriyle ifade edilmiştir (İnan, 1991: 248).
Kırım Türklerinde ölenin ruhunun yıkandığı yerde kırk, evinde ocağında yedi güne kadar dolaştığına inanılır. İnanışa göre kandil günleri, ölünün ruhu yaşa-mış olduğu evin bacasına konar ve kapılarının eşiğine gelir yakınlarından dua ve yağ kokusu bekler. Bu yüzden geceleri Kur’an okunur, küçük pide şeklinde kıyga-ca, poğaça veya ekşi hamurdan ulkum yağda kızartılır.
Birinci gün: Cenaze defnedilip ölü evine dönülür. Evde hamur kızartılır. Gıygaca ve helva yapılır. Meyve ikram edilir. İlk üç gün soğuk yemek: Gıygaca, helva, meyve verilir. İsteyen yemek yapar, bazıları yarımca veya pide yapar. Cenaze sahibi ölünün her yıldönümünde mevlit yapar ve helva dağıtır.
Cenaze yemeğinde önemli olan “koku çıkması”dır. Gıygaca kokusu çıksın diye mutlaka yapılır. Cenaze yemeğinin verilme sebebi yemeğin kokusunun mevtala
16 Birsen Küpüç, 1960, Erdemli (Mersin), İlkokul.
rın canına gidip ulaşmasıdır. Cenaze sahibinin durumuna göre az veya çok yemek yapılır. Hamur kızartılır. Koku öte dünyaya ulaşır ve ölünün ruhuna değer inanışı hâkimdir (Önal, 1998: 268–276).




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla