Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05 Mayıs 2009, 03:14   #2 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Cevap: Orta Asya'dan Balkanlar'a Türklerde Pişi ve Helva Pişirme Geleneği

1- Günlük Hayatta Pişi ve Helva Pişirme Geleneği
Kandil, arefe gibi kutsal kabul edilen günlerde pişi ve helva pişirme geleneğine işaret eden en önemli kaynaklarımızın başında Hacı Bektaş Vilâyetnâmesi gelmektedir. Elimizde bulunan yazma Vilâyetnâme nüshasının dördüncü bahsi şöyledir:
“Ve Şeyh Lokman Perende Bektaş Hünkâr’a Hacı dediğidir ki zikr olunur:
Nakldirki bir vakt Şeyh Lokman Perende Kıble tarafına müteveccih oldu. Taki Beytullahı şerifullahı tavaf idüb andan Cebel-i Arafat’a çıkub vakfiyeye turdular. Ve Şeyh Lokman Perende yanında olan refikine didi ki bugün arefe günüdür şimdi bayram bizim ev cemaati taam bişü bişürürler didi. Lokman Perende’nin Arafat dağında adıyla didiğü Horasan’da Hazreti Hünkâr’a ma’lum olup meğerki filvaki olvaktte şeyhin evinde taam bişürürlerdi. Hemendem Hazreti Hünkâr Şeyh Lokman Perende’nin hanesine varup ehline didiki bir tabak içine bir nice taam koyup bana virin didi anlar dahi bir fağfur tabak içine bir nice taam bişü koyup Hünkâr’ın eline virdiler. Hazreti Bektaş Hünkâr dahi ol tabağı alub Cebel-i
1 Muhtemelen peksimet’ten galat olup Bulgaristan göçmenleri tarafından söylenmektedir.
Arafat’ta Şeyh Lokman Perende’ye virdi. Ve Şeyh Lokman Perende bu hali göri-cek hikmet ne itdiğini bildi ve ol taam ile iftar idüb ve ol tabakı sakladı ve Arafat’tan Mekke-i Muazzama gelüb tavaf idüb ve Safa ile Merve’yi say idüb tamam haccı erkânı yerine getirdikten sonra Hicaz’dan Medine-i Münevvere’ye gelüb Ravza-i Hazreti Resulullah aleyhi vesellemi dahi ziyaret idüb ondan sonra Horasan canibine müracaat idüb Horasan diyarına yakına gelicek Nişabur şeh-rinin halkı haccı kutlula için Lokman Perende’ye karşu çıkub istikbal itdiler fil-cümle elini öpüp mübarekban didiler ve Şeyh Lokman Perende ol şehrin âyânlarına didiki asıl hacı olan Bektaş Hünkâr’dır varın onun elini öpün ziyaret idin didi. Horasan meşayihleri sual idüb Bektaş Hünkâr kimdir? didiler Şeyh Lokman Perende Hacı Bektaş veli hazretlerini gösterüb işbu azizdir didi. Anlar nazar kılub didilerki bu hod bir tıfldırki henüz narisendedir. Ne sebeb ile hacı oldu didiklerinde Şeyh Lokman Perende dahi didiki her gâh ki Beytullah’ta namaz kılardum her dem farzı benümle bile eda idüb ve namazdan fariğ olucak yine gaib olurdu. Deyüb velayet ve kerametlerini bir bir haber virdi ve vaki olan hali iğlam idüb onlara ol tabağı gösterdi ve Horasan erenleri bu hikmeti Lokman ağzından işitdiler ve filcümle tahsin itdiler ondan sonra mübarek ismi şerifleri Hacı Bektaş Hünkâr oldu vesselam. ”(Hacı Bektaş Veli Vilâyetnâmesi, elimiz-deki yazma nüsha: 7-8).
Abdülbaki Gölpınarlı’nın Ankara Kütüphanesi’nde bulunan ve Hacı Bektaş Tekkesi’nden getirilen nüshaya dayanarak yayınladığı Vilâyetnâme’de bu kıssa bazı farklılıklarla zikredilmektedir (Gölpınarlı, trhsz: 6). Vilayetname’den de anlaşılacağı üzere pişi sadece ölülerin ardından değil, kandil, arefe geceleri de pişirilip konu komşuya dağıtılmaktadır. Pişiyi alan kimse ise hoşnutluğunu: “Ölmüşlerinin ruhuna değsin/Ölmüşlerinin canına değsin” duasıyla ifade etmektedir.
Ayrıca bir konuk haneye geldiğinde de gelişi kutlulamak için lokma dökülür veya helva pişirilir. Böylece konuğun gelişi Gök’e de haber verilmiş olmaktadır.
Bektaşî ve Alevî Türklerde pişi ve helva pişirmek, yani yağ kokutmak kansız kur-ban diye adlandırılmaktadır (Engin, 2004: 21). Tahtacı Türkmenleri arasında tereyağı da kansız kurbandır (Selçuk, 2004: 113).
Pişirilen pişilerin öncelikle çocuklara verilmesi geleneği vardır. Çocukların masum olduğu inancı, onların dualarının kabul olacağını düşündürmektedir. Refik Engin, Ali Koç Bektaşîlerinde de bu geleneğin sürdüğünü gayet sarih bir şekilde açıklamaktadır (Engin, 2004: 144–145).
Sünnî ve Bektaşî Balkan Türklerinden derlediğimiz bilgiler ışığında pişi ve helva pişirme geleneğinin sebepleri şöyle izah edilmektedir: Gacal2olarak bilinen Reyhan Koyuncu; baca koksun diye pişirildiğini söylerken, hayırlı gecelerde o haneden ölenlerin ruhlarının evi dolaşmaya geldiğini, şayet bacadan koku çık-mazsa mahzun olarak geriye döndüklerini ifade etmektedir3; ancak “yağ kokut-manın sevap olduğu” düşüncesi bütün Türk topluluklarında vardır.
Merhum annem ise helva ve pişiyi neden pişirdiklerini şöyle izah ederdi: “Yağın kokusuyla melâike, tavadakiyle de insanlar doysun diye.”4
Kandil geceleri sevap olduğu için yağ kokutulur, pişi pişirilir ya da lokum (lokma) dökülür5. Anadolu’nun en uç vilâyetindeki bu gelenek, Ege’de de aynı fikirle sürmektedir6. Hayırlı gecelerde o haneden ölenlerin ruhları gelirler ve bacadan koku çıkıp çıkmadığına bakarlarmış. Bunun için baca kokutmak tabiri de kullanılır. O gecelerde yağ kokan hanenin ölüleri sevinçle geriye dönerlermiş. Eğer hiçbir şey yapılmamış ise de üzüntülü olurlarmış7.
Araştırmacı Refik Engin yayın safhasına getirdiği; Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz (Trakya, Anadolu ve Balkanlar’da Amucalar) adlı eserinde “Küçük Çocukların Arife Günü Gecesi Mani Söyleyerek Ev Ev Gezmeleri Geleneği” başlı-ğı altında şunları söyler: “Bayram arifelerinin geceleri delikanlılığa adım atma-mış ilkokul çocukları “Bişi gezmesi” adı verilen bir geleneği yerine getirirler. Arife günü tüm evlerde sabahın erken saatlerinden itibaren bişi pişirilir. Sabahleyin pişirilme çabuk olsun diye hamurun mayası akşamdan tutulur. Pek çok köyümüzde bişilere kolaç adı verilir. Kolaçlar kızgın yağda pişirilir. Ve soğu-madan konu komşuya, yakın akrabalara kadınlar, kızlar tarafından dağıtılır ve her haneye çift sayıda verilir. Bazen arifeden bir gün evvel de kolaç pişirenler olur. Amaç bu iki günde Hakk’ın rızasını kazanmak, bir gönüle girmektir. (…) Kolaçları alan kişi her eve geldiğinde kısa ve öz olarak hal hatır sorar. Bu vesile ile komşuluk bağları yenilenir. Kolaçları alan kişi getirene mutlaka: “Allah kabul etsin, ölmüşlerinin canına değsin” der.
Ayrıca o gece küçük çocuklar bütün evleri tek tek gezerler ve mani söyleyerek kolaç toplarlar imiş. Eskiden küçük çocukların kolaç topladıklarını büyüklerimiz
2 Gacal: 1293/1877-78’de Osmanlıların Balkanlar’da yenilmesi üzerine bugünkü Trakya topraklarına
göç edenlere ve Trakya’daki yerleşik Türkmenlere verilen addır. 3 Reyhan Koyuncu, 1943, Dedecik Köyü (Tekirdağ), İlkokul. 4 Feride Tufantoz (1930-1996), Muratlı, Okur-yazar değil. 5 Yeliz Demiröz, 1983, Artvin, Üniversite Öğrencisi 6 Derya Ulusoy, 1974, İzmir (aslen Uşak/Karahallı), Üniversite. 7 Atiye Aslan, 1943, Adapazarı, Okur-yazar değil; Emine Tunca, 1945, Adapazarı, Okur-yazar değil.
söylüyorlar. Şimdi ise gezerken acıkanların tanıdıkları evlerden sadece o an yemek için aldıkları oluyor. Kasım ayının yedisinde yapılan lokma da aynı şekil-de pişirilir ve dağıtılır. Yalnız lokma küçük top şeklinde bir yudumluk ve adına uygun şekilde yapılır. Bişi veya kolaçtan ayrı olarak daha az yağda yapılan hamur işine “bazlama” adı verilir.
Bazlamanın da bu gibi günlerde yapıldığı görülür. Bu tür hamur işleri Amuca kabilesinin bulunduğu yörelerin durumuna göre ad ve şekil değiştirirler. Günümüzde küçük çocukların para ve yumurta da topladıkları görülür.
Çocuklar her hanenin önüne geldiklerinde o hanede evlenecek çağa gelmiş erkek veya kız çocuklarının adının yer alacağı bir mani söylerler. Bazen o hanede evlenme çağında gelinlik kız var iken erkek kardeşinin adına mani okumaları sadece o haneden alacakları parayı arttırmak amacıyladır. Toplanan para ve yumurtalar aralarında eşit olarak paylaştırılır. Eskiden alınan kolaçlar da aynı şekilde aralarında pay edilirmiş. Bugün hâlâ Trakya’daki 26 Amuca köyümüzde bu geleneğimiz devam etmektedir.8
Mersin Tahtacıları’nda; cuma akşamı için bazen “kömbe” adı verilen, mayalan-mış hamurun iki sac arasında pişirilmesi ve üzerine susam atılmasıyla hazırla-nan bir çeşit çörek yapıldığını ve kömbenin özel günlerde önemli bir yerinin olduğunu öğreniyoruz (Cıblak, 2005: 128).
Abdülkadir İnan, Şaman’ın Ateş Tanrı’ya yakarırken şu sözleri söylediğini kaydeder:
“(…) Sarı başlı koyundan alınmış sarı yağları sana kurban ediyoruz! Sağlam ve neşeli oğlun, güzel gelinin var! Ey daima semalara bakan ateş! Biz sana fincan fincan rakı, kova kova yağ takdim ediyoruz… Güvey ve geline ve bütün halkımıza sıhhat ve asayiş ver! Sana secde ediyoruz!. . . ”(İnan, 1998: 394)




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla