Paylas-TR


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 05 Mayıs 2009, 03:09   #1 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Konya'nın Geleneksel Eğlence Kültürü

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Kuruluşu tarih öncesi çağlara dayanan Konya'nın yaşayan kültürü şüphesiz geçmişin izlerini taşımaktadır. Konya'nın bugün yaşayan kültürünün iki temel ayırt edici özelliği bulunmaktadır. Bunlardan biri, Konya ile özdeşleşmiş muhafazakârlık, diğeri de, bu muhafazakârlıkla oldukça önemli zıtlıklar içeren eğlence hayatıdır. Modern kültür geleneksel kültür etkileşiminde geleneksel kültürün en önemli taşıyıcısı olan eğlence kültürünün örneklerinin bir bir kaybolduğu ya da kaybolmaya yüz tuttuğu da bir gerçektir. Konya'nın geleneksel eğlence kültürü incelenirken Konya üzerine yazılmış sınırlı sayıdaki kaynaklar derlenmiş, gazetelerde yayınlanan yazılardan, konferanslarda sunulan tebliğlerden yararlanılmıştır.

With a beginning which is reaching back to prehistory, Konyas living culture carries doubtless the marks of it's past cultures. Today, cultural life in Konya has two distinctive fundamental features. One of them is conservatism which is identified widely with the image of Konya and the other is it's entertainment life which contains significant contradictions with this conservatism. Anyway, in the interaction of modern culture and the traditional culture, its a truth that the examples of traditional entertainment culture as important carriers of traditional culture, are vanishing one by one. While studying the traditional entertainment culture of Konya, we have scanned the limited sources about the city, used newspaper articles, and bulletins presented at academic meetings.

Kuruluşu tarih öncesi çağlara dayanan Konya'nın yaşayan kültürü şüphesiz geçmişte yaşadığı kültürün izlerini taşımaktadır. Selçuklu ve Osmanlı döneminde bir yandan çok farklı etnik, dinî, tasavvufî ve fikrî grupların etkileşimi sonucu, bir yandan da, farklı ülkelerden; örneğin İran'dan, Orta Asya'dan, Hindistan'dan ve Arap ülkelerinden gelen kültürlerin, yerli Hıristiyan kültürle kaynaşması sonucu Konya'da heterojen bir kültürel yapı oluşmuştur (Arabacı, 1998; Küçükdağ, 1999; Bayram, 1999; Gül vd., 2003).
Birbirine zıt temel İslâmî akımların çarpıştığı, şeriatçı akımlarla, neredeyse din dışı tasavvufî akımların yüzyıllarca bir arada yaşadığı Konya, öteden beri uç kültürel yaklaşımların kenti olmuştur. Bu kültürel yapının çok sayıda yan unsuru olmakla beraber, en başta Orta Asya'dan gelen Türk kültürü ile yerli Hıristiyan kültürünün ve Selçuklu döneminde İran ağırlıklı olarak gelişen kültürün ürünü olduğu söylenebilir. Ancak bu üç temel kültürel yapı kendi
içinde birçok farklı uçlar barındırmaktadır. Orta Asya Türk kültürü Anadolu'da İslâm-laşarak yeni ve birbirinden farklı tarikatlara; örneğin Ahîlik, Bektaşîlik, Mevlevîlik, Kalenderîlik gibi gruplara ayrılmıştır. Bu akımlar, itikat bakımından farklı oldukları gibi, günlük hayatı yaşama, örgütlenme ve diğer toplumsal ilişkiler bakımından da farklı kimlikler taşımaktaydılar (Bayram, 1999: 7-8).

Osmanlı dönemine gelindiğinde, Mevlevîlik ve Mevlevîhane, diğer tarikatlara önemli oranda üstünlük sağlamıştır. Bu, elbette, Osmanlı yöneticilerinin desteğiyle de yakından ilgili bir gelişmedir. Ancak, diğer tarikatların ve dinî akımların tamamen yok olduğu söylenemez. Cumhuriyete kadar birçok farklı tarikat ve dinî akım, tekkeler ve zaviyelerde örgütlenmiştir. Ayrıca Osmanlı dönemi Konya'sında yoğun bir medreseleşme faaliyeti gerçekleştirilmiş, Konya medreseler şehrine dönüşmüştür. Buradaki medreseler, İstanbul'dakilerle bağlantılı olarak, yüzyıllarca din adamı yetiştirmiştir. Her ne kadar Meşrutiyet döneminde Batı tipi eğitim tarzına adım atılmışsa da, yüzlerce yıl süren medrese döneminin, Konya kültüründeki muhafazakârlığın en önemli sebeplerinden biri olduğu söylenebilir (Küçükdağ ve Arabacı 1999: 84-92; Karpuz, 1999: 77-78; Gül vd., 2003: 459).
Cumhuriyet dönemi Konya'sı ise, uzun yıllar savaşın, yoksulluğun ve disiplinsizliğin getirdiği başıboşluğun hüküm sürdüğü bir kültürü geliştirmiştir. Muhafazakâr kültürün ve ozan kültürünün içinde zaten var olan, ancak mümkün olduğunca eğlence amacıyla kullanılmayan müzik, şiir ve edebiyat bu dönemde eğlenceye dönüşmüştür. Eğlence hayatının geleneksel kuralları da giderek gevşemiş ve en sonunda asayişi zedeleyecek boyuta ulaşmıştır. Bu dönem, Konya folklorunun ve halk müziğinin geliştiği, buna bağlı olarak eğlence hayatının dolu dizgin yaşandığı bir kültürel dönem olmuştur (Horvarth, 1997: 1314).
Konya'nın bugün yaşayan kültürünün iki temel ayırt edici özelliği bulunmaktadır. Bunlardan biri, Konya'yla özdeşleşmiş muhafazakârlık, diğeri de, bu muhafazakârlıkla oldukça önemli zıtlıklar içeren eğlence hayatıdır. Şüphesiz yeni kültürlerin, yeni hayat tarzlarının etkisi, eğlence kültürünü olduğu kadar muhafazakâr kültürü de etkilemektedir. Ancak, bu kültürün Selçuklu Konya'sına kadar dayanan kökleri olduğu da bir gerçektir. Konya'nın geleneksel kültürünü araştıran ve konuyla ilgili derlemeler yapan araştırmacılar (Sakaoğlu, 1985; Odabaşı; 1999; Sakman, 2001; Arabacı, 2003), geleneksel eğlence kültürünün kitle iletişim araçlarının, özellikle de televizyonun gelişimine bağlı olarak kaybolmaya yüz tuttuğunu ya da yok olduğunu savunmaktadırlar. Kuşkusuz bu durum, salt televizyonun değil, büyüyen ekonomik kalkınmanın, kentleşmenin, küreselleşmenin, toplumun öteki alanlarındaki modernleşme eğilimlerinin de bir sonucudur. Ancak unutulmamalıdır ki, televizyon tüm bunların iletişimsel desteğini vererek katalizör görevi görmüştür.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Mayıs 2009, 03:10   #2 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Cevap: Konya'nın Geleneksel Eğlence Kültürü

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Konya'nın geleneksel eğlence kültürü anlatılırken söz konusu kültüre ait örnekler bir çok şekilde sınıflandırılabilir. Örneğin, demografik olarak; yetişkin eğlenceleri ve çocuk eğlenceleri, cinsiyete göre; erkek eğlenceleri ve kadın eğlenceleri, mevsime göre; yaz eğlenceleri ve kış eğlenceleri, mekâna göre açık alanlarda yapılan eğlenceler ve kapalı mekân eğlenceleri ... vb. Ancak, böylesine bir sınıflandırmanın karmaşa doğurabileceği endişesi ile, Konya'nın geleneksel eğlence hayatını konularına göre sınıflandırmanın daha uygun olacağı düşünülmüştür. Bu amaçla, Konya'nın eğlence kültürü; müzikli eğlenceler, oyunlar, belirli gün ve zamanlarda yapılan kutlama mahiyetindeki eğlenceler başlıkları altında ele alınmaktadır. Elbette çok uzun bir süreçte farklı kültürlerden etkilenerek oluşmuş bir kültürün tüm örneklerini yansıtmak imkânsızdır. Bu amaçla, fikir vermesi açısından söz konusu eğlence kültürünün örneklerinden bazılarına yer verilmektedir.


Kaynak
Vedat ÇAKIR




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Mayıs 2009, 03:10   #3 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Cevap: Konya'nın Geleneksel Eğlence Kültürü

MÜZİKLİ EĞLENCELER
Konya, başta Mevlâna ve Mevlevîlikten kaynaklanan bir müzik kültürüne sahiptir. Selçuklular döneminden itibaren musiki, sadece bir eğlenme ve dinlenme aracı olarak değil, dinî törenlerin, savaşların, doğum, sünnet, evlenme gibi toplumsal törenlerin vazgeçilmez unsuru olarak gelişmiştir. Konya musikisi, üç temel alanda olgunlaşmıştır. Birincisi Konya'ya Oğuz boyları ile gelmiş olan halk musikisidir. Köy ve obalarda gelişen, Türkçe söylenen bir müziktir. Sanat musikisi; klasik ağır bir musiki türü olarak konaklarda, divanlarda yüksek kültürlü zümrenin müziği olarak gelişmiştir. Arapça ve Farsça terennüm edilmiş, dili gibi ritmi ve aletleri de ağır bir müzik türü olmuştur. Tekke musikisi ise 13. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmış; ilâhî, kaside, na't gibi dinî ağırlıklı bir türdür. Tarikatlarda kullanılan bu müzik türü zikir ve sema'ya eşlik etmiştir. Mevlevîliğin ve Osmanlı boyunca devam eden Mevlevîhane'nin etkisinde birçok Konyalı ünlü besteci yetişmiştir. Sayısız halk ozanı da halk müziğini bugüne kadar devam ettirmiştir (Özönder, 1999: 191-194).
Konya'nın halk müziği, son derece zengin ve kendine özgüdür. Türkü derlemecileri Konya'dan yüzlerce türkü derlemişler ve bu türküler yıllarca radyolarda en beğenilen halk müziği örnekleri olarak çalınıp söylenmiştir. Konya türküleriyle ilgili ilk kapsamlı derleme çalışmalarından birini yapan Seyit Küçükbezirci'nin de ifade ettiği gibi, Konya türküleri, Konya kültürün aynasıdır (1960: 3-4). Konya türkülerinde, eğlence kültürünün ayrıntılarını bulmak da mümkündür. Hovardalar, oturak kadınları, aşklar, ihtiraslar ve çekincesiz cinsellik birçok Konya türküsünün ana konusudur.1
Ahmet Hamdi Tanpınar, klasikleşen eseri "Beş Şehir" de Konya'yı anlatırken; Konya hapishanesinin kadınlar kısmında bulunan, yüzünü görmediği bir kadının türkülerinden söz eder. Tanpınar, Konya Lisesi'nin üst katındaki küçük odada yatarken, yanı başındaki hapishane binasından türküler işitmektedir. O kadından en çok, "fark edilmeden yutulan bir avuç zehire benzeyen" "Gesi bağları" türküsünü dinlemeyi sever Tanpınar. Ancak kadın bazen de "Odasına varılmıyor köpekten" diye başlayan ve Tanpınar'ın çok hayasız bulduğu bir oyun havasını seslendirir. Tanpınar bu türküyü şu sözlerle tanımlar (1988: 103-105):
"Bu türkünün havası ve ritmi kadar ten hazlarını zalimce tefsir eden başka eserimizi tanımadım. Sanki bütün ömrünü en temiz ve saf dualarla hep başı secdede geçirdikten sonra nasılsa bir kere günah işleyen ve artık bir daha onu unutup hidayet yolunu bulamayan ve en keskin peşimanlıklar içinde hep onu düşünen ve hatırlayan bir lanetli veli tarafından uydurulmuştur. O kadar ten kokar ve yıkıcı günahın arasından o kadar büsbütün başka şeylere, artık hiç erişemeyeceği şeylere kanat açar"
Bu türküler içinde en çok bilinen ve çalınıp söyleneni Konya'lı türküsüdür. Birçok araştırmacının, aslında bir Konya türküsü olmadığını ileri sürdüğü Konyalı, cinsellik bakımından en cüretkâr türkülerdendir. Sefa Odabaşı'ya (2000a: 85) göre, kanto türüne yakın olan bu türkü, muhtemelen, kızlı kahvelerde şarkı söyleyen İstanbullu kızlar tarafından yayılmıştır. Bir hanım ağzından söylenmek üzere güftesi yazılan türkünün bestecisi belli değildir. İçinde, şeker, sucuk, pastırma, dondurma, rakı, pırasa, kişniş gibi bazı yiyecek maddeleri motif olarak kullanılmaktadır. Güfte içinde müstehcenliği çağrıştıran sözler sıralanmaktadır.
Gerçekten de Konyalı türküsünün hemen her dörtlüğünde müstehcen ifadeler yer almaktadır. Örneğin "Haniya da benim elli dirhem pastırmam/Konyalıdan başkasına bastırmam" veya "Haniya da benim elli dirhem dondurmam/Konyalıdan başkasına koydurmam" gibi mısralar çekincesiz bir cinsellik içermektedir. Bir Rum oturak kadını olan Alime için yakılan türküde de, aşk ve cinsellik işlenmektedir. Türkünün "Alime'yi samanlıkta bastılar/Şalvarını gül dalına astılar" veya "Ali-me'nin güne karşı odası/Sevişirken çıkageldi kocası" mısraları cinselliğe örnektir.
Yine, "Develi" adındaki oturak kadını için de çeşitli türküler yakılmıştır. Bu türkülerin hepsi, oturak aleminde, hovardalar veya efeler ile oturak kadını arasındaki aşk ve cinselliği konu etmektedir. Örneğin, aşağıdaki mısralar oturak âlemi etrafında şekillenen aşk ilişkilerini anlatmaktadır.

"Çek deveci develerin yokuşa
Bal memeler birbirine tokuşa
Ben yandım aman Develi
Al yanaklım kiraz dudaklım öpmeye nazik
Sıkmış kolların altın bilezik
Ben yandım aman Develi
Develi kız kapılara yan gelir Hovardası Konyalı'ya şan verir Ben yandım aman Develi"

"Saffet Efendi" adlı çok farklı varyantları bulunan bir başka meşhur Konya türküsünde de yine cinsel çağrışımlar yapan şu mısralar kullanılmaktadır: "Toprak tencerede bakla pişer mi/Kızoğlan kızın karnı da şişer mi?".
Görüldüğü gibi, Konya müziğinin önemli bir bölümü dinî musiki olarak şekillenmiş olsa da, özellikle halk müziği, ağırlıklı olarak eğlenceye yöneliktir. Dolayısıyla bu müzik, dinî açıdan yasak olan eğlence ortamlarında çalınıp söylenmiş, aynı ortamda rakı içilmiş, oturak kadını oynatılmıştır. Konya'nın muhafazakâr kimliğiyle bu eğlencelerin bir arada gelişimi şaşırtıcı bir tezat oluşturmaktadır. Araştırmacıların genel kanaati, din adamlarının ve ulemanın öteden beri eğlenceyi yasaklar görünürken, gizlice hoş gören ya da göz yuman bir eğilim taşıdığı yönündedir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarını anlatan Mahmut Sural'a göre, zamanın uleması, eğlencenin aşırısını hep yasaklamıştır. Ancak bir gelenek niteliğindeki bu türlü eğlencelere cevaz vermez gibi görünürken, gerçekte göz yummuştur (1975: 3). Benzer bir görüş Tahir Sakman'ın babası Mazhar Sakman'la ilgili olarak yazdığı kitapta da ifade edilmektedir. Konya türkülerinin en önde gelen icracılarından olan Mazhar Sakman, sabah namazı vaktinde oturak âleminden dönmektedir. Elinde sazı, sarhoş bir halde yürürken, Konya'nın son dönem âlimlerinden Hacı Veyiszâde ile karşılaşır. Sakman utanır, sıkılır, sazını saklamaya çalışarak süklüm püklüm bir halde Veyiszâde'ye selam verir. Üç beş adım sonra, Mazhar
Sakman gayri ihtiyari geriye döner bakar, Veyiszâde de Sakman'a bakar ve Konya ağzıyla şöyle der: "Di len, o da lâzım" (Sakman, 1999a: 31).2
Aslında, dinî musiki icra eden müzisyenlerin de eğlence kültürüne çok yabancı olmadığı bilinmektedir. Örneğin düğünlerde ilâhî ve dua söyleyen, Kur'an okuyan dul veya hiç evlenmemiş kadınların, dinî musikinin ardından istek üzerine türkü okumaları bir Konya düğünü geleneği olarak yerleşmiştir
(Odabaşı, 2000a: 124-125).




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Mayıs 2009, 03:10   #4 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Cevap: Konya'nın Geleneksel Eğlence Kültürü

Oturak Âlemleri
Konya eğlence kültürünün en temel ayırt edici özelliklerinden biri oturak âlemleridir. Sefa Odabaşı, oturak âlemlerini, Konya'nın tarım ve ticaret kendi olmasına bağlamaktadır. İşlerin azaldığı uzun kış aylarının gecelerinde, evlerin dışındaki genellikle gözden ırak (bağ evleri) mekânlarda yapılan eğlenceler oturak alemi adını almıştır (1999: 195).
Üzerine çok şey söylenen oturak âlemleri, kimilerine göre, kendine has kuralları olan ve ahlâkî sınırlar içinde yapılan bir eğlence olarak başlamış, sonradan yozlaşmıştır. Kimileri, özellikle de zabıta kuvvetleri, oturak âlemlerini öteden beri ahlak dışı bir eğlence olarak değerlendirmiş ve yasaklamıştır. Konya oturaklarının dışa kapalı yapısı, oturakların günümüze taşınmasına imkân vermemiş ve oturaklar kendi mahremiyeti içerisinde yok olmuşlardır.
Oturak âlemlerinin Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren yozlaştığı ileri sürülmektedir (Odabaşı, 2000a: 95; Sural, 1975: 3). Konya kültürü araştırmacılarından Mahmut Sural, bundan 25 yıl önce "Yeni Konya" gazetesinde yayınlanan ve 50 yıl önceki Konya'yı anlattığı yazı dizisinde, oturak âlemleriyle ilgili olarak yazılan eserlerin hiçbirinin gerçeği yansıtmadığını, hemen hepsinin hayal ürünü olduğunu savunmaktadır. Sural'a göre, Konya oturak âlemleri her önüne gelenin girebileceği yerler değildir. Bu alemlere girebilmek için, yıllarca söze sadakat, emanete sahip olma, mertlik, gözü peklik ve beline sağlamlık gibi sınavlardan geçmiş olmak gerekmektedir.

OYUNLAR
Zengin bir kültürel geçmişe sahip olan Konya, elbette çok zengin bir oyun kültürüne de sahiptir. Arkeolojik bulgular, eski ritüel kalıntıları olarak oyunların kökeninin çok eskiye dayandığını göstermektedir. Yazılı kaynaklar bugün bildiğimiz pek çok oyunun günümüzden iki bin yıl önce de oynandığını kanıtlamaktadır (And, 1974: 321-323). Geleneksel oyunlarımızın en önemli özelliği, yaşanılan mekânda hemen bulunuverecek malzemeleri kullanması, masraf ge-rektirmemesidir. Çünkü, oyun araçları oyuncular tarafından üretilmektedir (Arabacı, 2003: 14). Geleneksel oyunların bir diğer önemli özelliği de, ebe seçimidir. Diğer pek çok yöremizde olduğu gibi Konya'nın geleneksel oyunlarında da ebe seçimi genellikle ilginç tekerlemeler, ad çekme ya da adım atma gibi usuller ile belirlenir ve tıpkı dinsel ve büyüsel ritüellerde olduğu gibi oyunlarda da türkü ve tekerlemeler vardır (And, 1974: 38). Söz konusu tekerlemelerden bazıları şöyledir (Caferoğlu, 1994: 3):

"İyne batdı, Ciyerimi yakdı, Tombil guş, Arabayı goş,
Çıngıldaklı mıngıldaklı goş.
Ene mene dostum, Ben sana küsdüm, Armudu kesdim, Tavana asdım, Tap dedi düşdü,
Gargalar uçdu, Annem yoğurt getirdi, Kedi burnunu batırdı,
O kediyi napmalı? Minareden atmalı, Minarede bir guş var, Ganadında gümüş var, Enişdemin cibinde Türlü türlü yimiş var."

Bu gün bir kısmı yaşamayan, önemli ölçüde unutulmaya yüz tutmuş oyunları; küçüklere ya da büyüklere ait olanlar, açık alanlarda veya kapalı alanlarda oynananlar, bireysel ya da toplu olarak oynananlar, kadınlara veya erkeklere has olanlar, mevsimine göre; yazın ya da kışın oynananlar vs. gibi sınıflandırmak mümkündür. Ancak bu sınıflandırmalar her oyun için geçerli olmayabilir. Çünkü bazı oyunlar hem küçükler hem de büyükler tarafından ya da hem kadınlar hem de erkekler tarafından oynanabilmektedir. Bazı oyunlar da hem kapalı hem de açık mekânlarda icra edilebilmektedir. Bu nedenle, Konya'nın geleneksel oyun kültürü ayrıntılı bir sınıflandırmaya tabi tutulmamakta, fikir vermesi açısından içlerinden on tanesine yer verilmektedir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 05 Mayıs 2009, 03:11   #5 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart Cevap: Konya'nın Geleneksel Eğlence Kültürü

BELİRLİ GÜN VE ZAMANLARDA YAPILAN EĞLENCELER
Belirli gün ve zamanlarda yapılan eğlenceler başlığı altında, çalışmanın önceki bölümlerinde anlatılan heterojen kültürel yapının bir başka boyutu ele alınmaktadır. Kutlama mahiyetindeki bu eğlencelerin en önemli özelliği, yılın belirli bir gününde ya da zamanında yapılıyor olmasıdır. Mitolojik ve dinsel kökenleri olan bu eğlencelere örnek olarak; "Nevruz", "Hıdrellez", "Şivlilik", ve "Tekecik Gezmesi" verilebilir. Ancak, "Ramazan Bayramı" ya da "Kurban Bayramı" gibi İslâmi geleneklerin Konya kültüründe önemli bir yeri olmasına rağmen, eğlenceye yönelik önemli bir boyutu olmadığı için değerlendirmeye alınmamıştır. Bunlardan Nevruz ve Hıdrellez gibi kutlamalar çok geniş bir coğrafyada kutlanırken Şivlilik sadece Konya'ya özgüdür.
Hıdrellez
Konya'nın değişik yörelerinde "Hıdrillez" veya "Hıdırillez" şeklinde telaffuz edilen Hıdrellezin nasıl ve ne zaman doğduğu ile ilgili kesin bir bilgi yoktur. Hıdrellezin nasıl ve ne zaman doğduğundan ziyade, niçin kutlandığı ile ilgili benzer görüşler vardır. Bu görüşlere göre Hıdrellez kelimesi, Hıdır (Hızır) ve İllez (İlyas) adlı iki kardeş peygamberin isimlerinin birleşmesinden oluşmaktadır. Âb-ı hayat içerek ölümsüzleştiklerine inanılan bu iki kardeş peygamberin her 6 Mayısta buluşmasıyla bolluk ve bereket içerisinde yaz mevsiminin başladığına inanılmaktadır. Şüphesiz bu gelenek, İslâmiyet öncesi Paganizm döneminde görülen, tabiattaki çeşitli evrelerin toplum yaşamı üzerine bıraktığı etkilerin yanı sıra, çok tanrılı dinlerin bazı inanç ve geleneklerinin bir yansımasıdır. Tabiatın, baharla birlikte yeniden hayat bulmasının kutlanması ve bir takım coşkulu kutlama faaliyetleri ile bolluk, bereket bulma inancı bu görüşü doğrulamaktadır. Konya'nın bazı yörelerinde Hıdrellez eğlencelerinde çocuklara kuru soğan kabuğuna sarılarak haşlanmış yumurta verilmektedir. Bu gelenek Hıristiyanların Paskalya eğlencelerinde de vardır (Işık, 2001: 133-137).
Hızır ve İlyas hakkında hayli zengin ve renkli İslâmî kaynak mevcut olmasına rağmen, Hıdrellez günü kutlamaları ve merasimleri ile ilgili hiçbir şey yoktur. Bu da Hıdrellez etrafında teşekkül eden inanç, âdet ve geleneklerin İslâmî olmayan kaynaklardan geldiğini açıkça göstermektedir (Ocak, 1990: 141-148).
Konya'da Hıdrellez etrafında teşekkül eden inanç ve gelenekler, bazı küçük farklılıklarla beraber Anadolu'nun diğer yörelerindeki inanç ve geleneklerle benzeşmektedir. Hıdrellez kutlamaları öncelikle hazırlıkla başlar. Bunun için evler temizlenir, giyim kuşam ve yiyecek hazırlıkları yapılır. Kutlama yerleri ağaçlık ve yeşillik yerlerdir. Bu gibi yerlerde dere, göl, havuz gibi su kaynakları mevcuttur. Bazen Hıdrellez kutlamalarının mekânı bir türbe yanıdır. Hatta Anadolu'nun pek çok yöresinde "Hıdırlık" (Hızırlık) mevkileri bulunmaktadır. Örneğin, Konya'nın Akşehir ilçesinde de "Hıdırlık" adıyla bilinen bir mesîre yeri vardır.
Hıdrellez kutlamaları, Hızır ve İlyas peygamberlerin halk inançlarındaki işlevlerini yansıtmaktadır. Bunlar; şifa ve sağlık talebine yönelik inanç ve âdetler, bereket ve bolluk talebine yönelik inanç ve adetler, mal, mülk ve servet talebine yönelik inanç ve âdetler, kısmet talebine yönelik inanç ve âdetler olarak sınıflandırılabilir (Ocak, 1990: 152-159). Kabaca Hıdrellez inanç ve âdetleri bu şekilde sınıflandırılırken işin eğlenceye yönelik kısmı daha çok hanımları ve çocukları ilgilendirmektedir.
Eski Konya'da Hıdrellez günü piknik ve eğlence için fayton, landon veya arabaya binilerek ya da yaya olarak şehir merkezinden uzak olan Meram'a gidilirdi. Hıdrellez için Meram köprüsü civarına gidemeyenler ise, tanıdıklarının bahçelerinde, açıklık yerlerde, Ateşbaz tekkesi ya da Havzan'daki büyük su havuzu etrafında toplanırlardı.4 Buralarda toplanan hanımlar, kızları, gelinleri ve çocukları ile hıdrellez yaparlardı. Genellikle de pelit, dut veya kayısı ağaçlarının dallarına takılan uzun salıncaklarda ipek yastıkların üzerinde sallanarak eğlenirlerdi (Güldağ, 2002: 35-36). Sallanırken de hep bir ağızdan, o günlerde yeni çıkan şarkı ve türküleri sıra ile hem söylerler, hem de birbirlerini sallarlardı. Bunlardan birisi şöyledir (Caferoğlu, 1994: 13):
"Sekelim gızlar sekelim, Arpa buğday ekelim, Arpayı nerden alalım? Garıncadan alalım, Garıncada yoğumuş, Demircide çoğumuş, Demircinin atları, Kişir kişir kişneyo, Neyin için kişneyo? Arpanın için kişneyo.
Sekelim gızlar sekelim, Arpa buğday ekelim, Hay hay demeye geldim, Gız seni görmeye geldim, Gız seni nerden alayım, Ali beyden alayım, Ali bey hasta, Çorbası tasta, Püskülü mavi, İnadına gavi, Sekelim gızlar sekelim, Arpa buğday ekelim."
Bundan başka, ip sekme ya da sek sek oyunu da hanımların oynadıkları oyunlardır.
Sultan Navrız
Farsça "yeni gün" anlamına gelen Nevruz, Orta Asya'da yaşayan Türkler, Anadolu Türkleri ve İranlıların yılbaşı olarak kutladıkları bir gündür. Nevruz, güneşin koç burcuna girdiği güne, Miladî 21 Mart'a ve Rumî 9 Mart'a rastlamaktadır. Araplara İranlılardan geçen bu âdet, Türklerde de başta On iki Hayvanlı Takvim'de olmak üzere çok eskiden beri görülmekte ve günümüzde de törenlerle kutlanmaktadır. Bu günde tabiatın yeniden canlandığına inanılır. Esasen bu tür inançlar İslâmiyet öncesi Şark kavimlerinde ve gayrimüslimlerde de yaygındır (Güzel, 1996: 167).
Türklerde baharın gelişinin bayram şeklinde şenliklerle kutlanması ile ilgili olarak iki ihtimal üzerinde durulmaktadır. Bunlardan ilki, Nevruzun bir Türk bayramı olduğu ve Türkler aracılığı ile bütün Asya ve Avrupa'ya yayıldığıdır. İkincisi ise, Nevruz kelimesinin Farsça olması nedeniyle Nevruzun İran kaynaklı olduğu ve eski İran efsanelerine dayandığıdır (Genç, 1995: 15). Ancak yapılan araştırmalar Nevruzun bir Türk bayramı olduğu ve ilk kez Azerbaycan'da kutlanmaya başlandığını ortaya koymaktadır. Türk topluluklarında Nevruz kutlama geleneği oldukça eskiye dayanmakta, Ergenekon ve Bozkurt efsanele-riyle bağlantılı olarak değerlendirilmektedir (Çay, 1993: 71-131).
Yahudiler ve Hıristiyan âleminde de bahar bayramı kutlamaları vardır. Ancak bu kutlamamlar; daha sonra dinî düşüncenin ağır basması nedeniyle Yahudi inancında, Musa peygamberin Yahudileri Firavun'un baskısından kurtararak Sina Yarımadasına götürmesi "Pesah" bayramına; Hıristiyanlıkta ise, İsa peygamberin yeniden doğuşu adına kutlanan "Paskalya" yortusuna dönüşmüştür (Güngör, 1995: 33).
İslâm inancına göre, Nevruz ile izah edilen yani Nevruz günü zuhur ettiğine inanılan olaylar arasında; dünyanın yaratıldığı gün, Hz. Âdem Peygamberin yaratıldığı çamurun yoğrulduğu gün, Hz. Âdem ve Havva'nın Cennetten kovulduktan sonra Arafat dağında yeniden buluştukları gün, Hz. Nuh'un tufan sonrası gemisinden inip karaya ayak bastığı gün, Hz. Yusuf'un kuyuya atıldığı gün, Hz. Musa'nın Mısır'dan ayrıldığı gün, bir yunus balığı tarafından yutulan Hz. Yunus'un karaya çıktığı gün olarak rivayet edilmektedir. Ayrıca Alevi-Bektaşilere göre; Hz. Ali'nin doğduğu gün, Hz. Ali'nin Hz. Fatma ile evlendiği gün, Hz. Ali'nin Hz. Muhammet tarafından halife ilân edildiği gün olarak kutlanmaktadır (Yuvalı, 1995: 55).
Anadolu'da "Sultan Nevrız", "Nevruz Sultan", "Mart Dokuzu" ve "Mart Bozumu" gibi adlarla anılan Nevruz, eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte hâlâ yaşamaktadır. Bunun en yoğun ve en belirgin görünümlerine Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Toros Türkmenlerinde, Tahtacı Türkmenlerinde ve Alevî-Bektaşî Türk topluluklarında rastlanmaktadır. Yapılan derlemelerden Konya'da Nevruzun eskiden beri kutlandığı anlaşılmaktadır (Tekin, 1999: 335).
Eski Konya'da yüzyıllardan beri sürdürülen bir gelenek olarak "Sultan Navrız", kendiliğinden bir araya gelen insanlar tarafından âdeta bir defa daha yaşanılırdı. Konya şehir merkezi bugün 70 yıl öncesine göre son derece gelişmiş, gerek yerleşim alanı, gerekse nüfus olarak eskisi ile karşılaştırılamayacak oranda büyümüştür. Buna bağlı olarak da, bir zamanlar "Sultan Navrız" eğlencelerinin düzenlendiği dünün bağlık bahçelik semtleri de şehrin ortasında kalmış ve artık beton binalarla dolu bir yerleşim alanı hâline gelmiştir. Sultan Navrız eğlencelerinin yapıldığı meşhur bağ ve bahçelerden biri de günümüzde Uluırmak Burhan Dede Mahallesi ile Dedemoğlu Mahallesinin birleştiği Karaman Caddesi ile sonradan açılan Burhaneddin Tirmizi Sokağının bulunduğu yerlerdir.
Sakaoğlu (1996: 316-317), o günleri yaşayanlardan derlemiş olduğu bildirisinde Sultan Navrızı şöyle anlatır: "Mahallelinin ve çevre sakinlerinin Sultan Navrız diye adlandırdığı gün, bugünkü takvimle Mart'ın kaçına geliyor bilemiyoruz; ancak anlatılanlardan çıkardığımıza göre, günümüzdeki Nevruz günlerine yaklaşmaktadır. Konya'nın bir gülü vardır, üç yapraklıdır. Bu güller sarı, pembe veya beyaz olabilir. Bunlar Artık günümüzde açmıyor, kaybolup gittiler. Bu güllerin açması Nevruz'un habercisidir." Sultan Navrız günü bu bağ ve bahçelerde âdeta Hıdırıllez'de olduğu gibi eğlenceler düzenlenir, özellikle kadınlar ve çocuklar akın akın buralara gelirdi. Gelenler arasında erkekler de vardır. Bu bahçelerin en değerli yeri, şüphesiz büyük çınar ağacının altıdır ve Sultan Navrız'ın vazgeçilmez eğlencelerinden olan salıncaklar da başta bu çınar olmak üzere, kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı bölgelerde kurulurdu. Eğlencelere gelenler yiyeceklerini de beraberinde getirirlerdi. Kış günleri için sonbaharda depolanan özellikle taze meyve cinsi yiyeceklerin son örnekleri o gün yenilirdi. Zaten artık kavunlar lekelenmeye, üzümler ise kuru üzüm hâline dönmeye başlar, kalan birkaç armut ise iyiden iyiye pörsümüş olurdu. Ama, bu işi yaparken de ortaya konulan niyet son derece önemlidir.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Bookmarks

Tags
eğlence, geleneksel, konyanın, kültürü
Seçenekler Arama
Stil

film izle