Paylas-TR


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 18 Ocak 2009, 21:02   #1 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Icon10 (Hepimiz)Mal'ız (Alıntı)

Aşağıdaki yazı:limbo-pillow blogundan "dream endless" tarafından 16.01.09 tarihinde yazılmıştır.




Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın. Bundan evvelki yazımda, uzun süreli suskunluğumun sebeplerini sayar iken, iki haftaya sığdırmaya çalıştığım bir tezden söz etmiştim. Medyanın manipülatif gücü hakkında lakırdılar ettiğim bu teze akademik değer taşımadığı için katmadığım düşünceleri istiflemiş oldum ister istemez. "Güncel konulara enlemesine bakış" yazıları kaleme almaktan hiç hoşlanmam ama istiflemiş olduklarımı zaman-zemin açısından değerlendirdiğimde, göz alıcı bir eşleşme ortaya çıkıyor; son günlerde yaşamış olduğumuz her şey, düşündüklerime çok güzel birer örnek teşkil ettiğinden bu zaman-zemin uyuşmasından yararlanmak istiyorum bu seferlik.

Dört gün sonra, 20 Ocak 2009'da, Barack Obama Amerika Birleşik DevlResmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.etleri'nin -resmen- yeni başkanı olacak. Spiderman'in son sayısına konuk olup, fiyakanın hasını yapmış Obama'yı, biliyorsunuz tüm dünya büyük bir şevkle desteklemişti. Kurtuluş Umudumuz'un başkanlığa çıkması büyük törenlerle kutlanıyor; yemin töreni için ayrılan bütçe 150 milyon dolar civarında ve artmaya devam ediyor.Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın. Bu törenden önce de pazar günü bir kutlama yapılacak; Dünya tarihinin gördüğü en politik ve en güzel sesli salatalık olan Bono'nun başını çektiği bir grup şarkıcı konserler düzenleyerek, gezegenin üzerinin pembe bir örtüyle kaplanmasını kutlayacaklar. Bu kutlamalar, NTV tarafından da canlı yayınlanıyor. Kuvvetle muhtemel, Yekta Kopan beyefendi, canlı yayına yorumlarıyla renk katacak, bundan sonra büyük abdestimizin açık mavi renk olacağını, yellendiğimizde de ortama misk-i amber kokuları yayacağımızı o hayat dolu sesiyle müjdeleyecektir. Tabii hiç bir derdi olmayan, ipimle kuşağım Fransız uşağım motto'suyla hayatına devam etmekte olan biz Gossip Girl izleyicileri için hayat daha güzel bir hale gelirken, Ergenekon Davası aniden sonuçlanacak, genç nüfusun yüzde 21.5'ini oluşturan işsizlere bir anda istihdam sağlanacak,Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın. "damak tadıma uygun değil" kelamını edenler Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde yargılanacak ve Aysun Kayacı susmaya karar verecek. Böylece, lokal ve evrensel anlamda hepimiz o kadar mutlu olacağız ki, evrimleşerek pembe oyuncak ayılara dönüşeceğiz. Bu sebepten ötürü kutlamaları ve bilhassa kutlamaların Türkiye'de yayınlanmasını çok doğru bir adım olarak görüyorum.

Hatırlarsınız, politik konjönktürden bihaber olduğu halde Türkiye'nin en fazla satan gazetelerinde koca sütuna yazı yazıp aylık yüzbinlerce dolar maaş alan, bu maaşıyla yediği haltları da düzenli olarak pazar günleri bizimle paylaşan aydınlarımız da bu Obama'yı çok tutmuşlardı. Sadece aydınlarımız değil, pırıl pırıl Facebook gençliğimiz, ışıl ışıl ekşi sözlük entelijansıyamız da Obama'yı büyük bir şevkle desteklemekten geri kalmamışlardı. Hakkını yememek lazım, Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.Obama'nın medya danışmanları, medya teorisi derslerini a+ ile geçtiklerini kanıtladılar, "medium is the message" olayını çok iyi çözdükleri her adımda belliydi. Zira söylenen değil, nasıl söylendiği önem kazanır hale gelmişti. Şu ünlü HOPE ve CHANGE sloganlarının altında yatan mesajlarda, Obama "Kudüs'ü İsrail'in bölünmemiş başkenti" yapacağını söylüyor, "Afganistandaki durumun acil müdahale gerektirdiğini"n altını çizerken de, "İran İsrail ve bölge için önemli bir tehdittir. Bu tehditi çözeceğiz." diyerek aba altından sopa gösteriyordu. Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.Elbette Rahm Emanuel, IRGUN gibi isimleri duymamış olanlar için Obama bir barış timsaliydi, lakin İsrail'in bir aydır attığı tehlikeli adımlara sessiz kalan bir barış timsalinin olması -şahsen bana göre- hiç de şaşırtıcı değil bu veriler ışığında.


İşte bu, medyanın manipülasyon gücünü net bir biçimde gösteriyor bize. Ne konuşulduğuna dikkat edilmeden, konuşuyor olmanın güç kazandırdığı bir platformda bu durum elbette ki şaşırtıcı değil. Az evvel değinmiş olduğum Bono, müzik dünyası için bu anlattığım platformun kralıdır desek yeri. Konuştuğunu biliyoruz da, ne konuşuyor, ne yapıyor, nedir olayı, en ufak bir bilgimiz yok; konuşuyor olması onu "politik şarkıcı Bono" olarak nitelendirmemize yetiyor,Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.bu şekilde gönlümüzdeki yerine daha fazla yastık koyuyor, daha çok albümünü alıyoruz. Obama da bu yöntemden faydalanmakta hiç de başarısız değil. Dünya tarafından büyük bir nefretle anılan bir ülkenin yeni zenci başkanı, ırkçılığıyla meşhur Almanya'da milyonlar tarafından karşılanıyorsa, harika bir pazarlamadan bahsedebiliriz.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.Durum öylesine kontrol altında ki, yıllardır aşırı sağ iktidarın sözcülüğünü yapmakta olan 24 dizisi bile bir anda kabuk değiştirerek hümanist ajanları gözümüze sokmaya başladı. "Terörist ama onun da canı var Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın." mesajı artık aklımızdaki yeni slogan, Abu-Ghraib'de görüntüleri hatırlayan olduğunu zannetmiyorum.

24'ten girmişken biraz ilerleyelim. Uzun süredir siyah başkan adayları ile Amerika'ya yeni pazarlama metodunu erkenden tanıtan 24'ün bu sezonki başkanı bir hanımefendi. Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.Hillary Hanım'a, hazır ol, mesajı yollandığını anlıyoruz. Konu kabaca şu: hiç bir teröristin canını hiç yakmak istemeyen çünkü boş zamanlarında Thomas Moore, Immanuel Kant okuyarak etik ve hümanizm düşüncelerini, en az kas güçleri kadar geliştiren ajanlar, Sangala isimli sallamasyon bir ülkede olan katliama karşı koymak isteyen en az kendileri kadar hümanist Madam Prezidan'larına yardımcı olmak isterler. Şu an itibariyle, Amerika'da Sangala ismine aşina insan sayısı, Darfur ve Ruanda ismine aşina insan sayısından kat kat fazladır.
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.İsrail'i sert bir dille eleştiren ve bunun sonucunda ağlayarak diplomatik tepkinin kralını koyan Tayyip Reis, geçen sene Müslüman olmayan kefere Afrikalıların 300.000 (yazıyla, üçyüz bin) tanesini kıtır kıtır doğrayan Sudan Devlet Başkanı Ömer Hasan El-Beşir'i devlet töreniyle karşılamış, konuşula konuşula da başkan yardımcısı zatın ninja kapşonuyla Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalaması gibi çok mühim bir mesele konuşulmuştu. Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.Düzenli olarak her ibadetleri sonrası İsrail'e çemkiren, İsrailli basketbolcuları spor salonlarından kovalayan, bayrak yakıp kırmızıya boyadıkları bebekleri havada sallayan, yürekleri Allah sevgisiyle dolu müminlerimiz de Ömer Hasan El-Beşir'e karşı gık dememişlerdi, hatırlarsanız. Sudan'da üç milyon insanın hayatı değişti. Birleşmiş Milletler seyretti. Obama konseri yayınlayan kanallar en fazla Şahin Sucuk Reklamı süresi kadar yer verdi bu olaylara.

Ruanda olayını hatırResmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.layan? Tutsileri? Yüz günde 1.000.000 (yazıyla, bir milyon) insanın katledilmesi konusunda en ufak söz edildiğine şahit olan var mı? Birleşmiş Milletler bu sefer sessiz kalmamış, elleri palalı çok korkunç insanlar karşısında dehşete düşerek "kendilerini riske atmamayı" tercih ederek, olayları "güvenli bir uzaklıktan" kontrol etmeye çalışmışlardı. Kısıtlı cephane yüzünden kurşun kullanmayan, Fransa'nın kendilerine sattığı palaları tercih eden Hutu kabilesi mensupları, kafa doğramaktan sıkılmış olmalılar ki, önce parmakları sonra elleri en son olarak da kolları keserek deneysel çalışmalara imza atmaktan kaçınmamışlardı. Bizim Frankofonlarımıza göre Fransa çok süper bir ülke olduğu için (çünkü Fransız İhtilali var, Paris bir aşk şehri ve Fransızlar'ın çok eğlenceli şarkıları var) bu olayın sorumluları hakkında üResmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.lke genelinde yazılan yazıları toplasan Hürriyet'in pazar ekinden kalın olmaz. Ama sorduğunda, Dünya'nın en liberal, en çağdaş insanları Fransızlar'dır ve onlar da bu Fransız kültürünün bir parçasıdırlar; Fransız mürebbiyelerden öğretim görmüşlerdir zira. Okan Bayülgen gibi Gainsbourg copy-paste'inde ya da kendi köylülüğünü sindiremediğinden biteviye köylülere çemkiren Engin Ardıç hazımsızında da gözlemleyebilirsiniz bu durumu.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.Tüm bunların yanında, Filistin olayına karşı pek duyarlıyız. Bütün Filistin halkı toptan ateist olsa, bu duyarlılık kaç saat daha devam eder bilmiyorum ama İsrail içindeki bir çok gönüllü genç bu duruma ses çıkarma cesaretini gösterebiliyor. Araplar'ın evlerine ve çiftliklerine saldıran, bu yaptıkları görüntülendiği zaman da görüntüleyen savaş karşıtı İsrailliler'i Nazi olmakla suçlayan insanlar da mevcut tabii. Film endüstrisini kutluyorum; ruh hastası bir topluluğa sorgulanamayacak bir bahane hediye ettiler, başta Spielberg olmak üzere. Yine bu noktada medyanın gücü ortaya çıkıyor elbette; bir İsrailli herhangi birini Nazi olmakla suçlayınca tartışma bıçak gibi kesiliveriyor zira. Tüm bunlara rağmen, "Hitler çok haklıymış abi, Yahudiler çok kaka abi" gibi söylemleriyle politik cehaletlerini madalya gibi taşıyanlara, Judaizm ve Ziyonizm kavramlarını araştırmaları yönünde ev ödevi veriyorum.

Her halükarda, tüm bunlar karşısında sessiz kalan bir Birleşmiş Milletler'i kabul edemiyorum bir türlü. Yine de olayların henüz başında olduğumuz çok aşikar. Obama'nın gelişiyle birlikte pembe toz zerrelerinin atmosfere salınacağını tahayyül edenler için, Amerika Birleşik Devletleri eski Ortadoğu özel temsilcisi Dennis Ross'un, Statecraft: And How To Restore America's Standing In The World (isterseniz bacımızı da verelim demek istiyorum bu how-to emeli karşısında) isimli kitabından aktarıyorum: "... yeni başkan, İran'ın nükleer bomba üretmesini engellemek için elinden geleni yapmalı. ... Son üç yıldır uygulanan Birleşmiş Milletler yaptırımlarının hedefinde esasen İran'ın ekonomisi değil, nükleer ve füze endüstrileri var. Bu da Tahran'a yaptırımları umursamama lüksü veriyor. Ekonomiyi doğrudan etkileyecek bir yaptırım Tahran'ı tercihte bulunmaya zorlayacaktır.". Yanisi şu; Bosna, Darfur, Ruanda, Filistin olaylarında ya göstermelik tepkiler veren ya da kılını kıpırdatmayan Birleşmiş Milletler, kendini savunma hakkı yüzünden füze üreten İran'ın ümüğünü sıkmalı, milyonlarca insan aç kalmalı, işini kaybetmeli ki biz onları istediğimiz gibi kontrol edip, İran iktidarı üzerinde söz sahibi olabilelim. Birleşmiş Milletler'in işlevinin de ne olduğu bir daha açığa çıkıyor böylece.

Yine de tüm bu gerçekleri görmezden gelen ama onun yerine çok daha faydalı adımlar atan arkada[IMG]http://api.ning.com/files/3FrG6dF1g-c8oLBFKbEORUdYlWdy4z2fHG0H*bCSX4U_/zeitgeist.jpg[/IMG]şlarımız mevcut. Bildiğiniz gibi, Zeitgeist isimli bir belgesel var. Ekonomi, din ve politika üzerine çok acaip fikirler sunan bu belgeseli izlediğiniz zaman aslında hakikatin kendisiyle tanış oluyoruz; okumamıza, öğrenmemize, bahsedilmeyenleri görmeye çalışmamıza lüzum yok, tekResmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın. ihtiyacımız olan Zeitgeist izlemekmiş, kırmızı hapı yutmak yeterliymiş, bilememişiz. Matrix ve Fight Club sayesinde politik dağarcığı çeşitlenen gençlerimiz, Zeitgeist ile bir adım daha atıyorlar şimdi; Michael Moore da iyiydi ama adam idol olunacak bir tipe sahip olmadığı gibi, çok da ilgi çekici şeylerden söz etmiyordu. Şimdi ise Zeitgeist izlediğimiz vakit ayrı bir noktaya ulaşıyoruz, fast-food muhalefetin karşı çıkılamaz albenisi üzerimize yapışıyor, öyle ki Facebook status'lerinden, MSN personal quote'larından duyurmak için yarışır hale geliyoruz.

Malız çünkü, kendimizi pazarlıyoruz. Bu kadar zaman boyunca, kıyafetle ya da dinlediğimiz müzikle ya da söylediklerimizle kendimizi pazarlamamızdan bahsetmiştim yazılarımda, artık bu pazarlamacılığın fikirsel boyuta taştığını da görüyorum. Jean Baudrillard, artık günümüz savaşlarının pornografik nitelik taşıdığını söylemişti; ben bir adım daha ileri giderek evrensel politik konjönktürün gerçek pornografi olduğunu söylüyorum. Bu minvalde, Zeitgeist bu sektörün La Marionnette'i konumunda, hızlı ve garantili boşalma vaad ediyor.

Temelsiz, bilgiden uzak ama hap formatında muhalefet, bu pazarlamanın ürünü haline gelmiş durumda. Malız, edindiğimiz fikirleri, dinlediğimiz müzikleri, okuduğumuz kitapları, izlediğimiz filmleri bir kazanç olarak görmek yerine, malın özelliği olarak görmeyi ve ambalajına bu özelliği taşımayı tercih ediyoruz. Mallaştığımız yetmediği gibi, mal olmayı seve isteye kabul etmemiz sizce de çok eğlenceli değil mi?


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Bu yazıda yerele ve bilhassa Ergenekon mefhumuna değinmek istememiştim ama şu resmi bu yazıya sıkıştırmak için gerçekten büyük çaba sarfettim, olmadı. Bu adamın üzerinde taşıdığı, o belirgin Harun Kolçak enerjisine dikkatinizi çekmek için yanıp tutuşuyorum.









" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Bookmarks

Tags
alıntı, hepimizmalız
Seçenekler Arama
Stil