Tekil Mesaj gösterimi
Alt 05 Ekim 2008, 00:40   #1 (permalink)
Bundan sonra diLim LâL
 
aŞk-ı LâL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
  Date: 10 Eylül 2008
 Mesajlar: 30,893
Standart 33-Mersin (icel)

Mersin Tarihi
Akdenizin ıncisi

Kentin kuzeyindeki Yumuktepe höyüğünde yapılan kazılarda birçok katman ortaya çıkarılmış. Bunların en eskisi, M.Ö. 6300’lere, en yenisi ise Selçuklu dönemine tarihleniyor. Kazılardan çıkarılan eserler, Adana Arkeoloji Müzesi ve Mersin Müzesi’nde sergileniyor.Mersin'in tarih sahnesine çıkışı 19. yüzyılın ortalarına rastlıyor. Bu dönemde henüz bir köy olan bölge, göçmen bir Türkmen aşiretine ev sahipliği yapıyor ve adını da bu aşiretten alıyor.
Özellikle Amerika iç savaşı sırasında dünyadaki pamuk kıtlığını gidermek amacıyla Çukurova’da gelişen pamuk üretimi ve bölgenin 1866’da demiryolu ağına bağlanması, Mersin'in kaderini değiştiriyor... Bu dönemde Mersin hızla, Çukurova’nın tarım ürünlerinin ihraç edildiği bir liman ve ticaret merkezi haline geliyor.
şehrin bugünkü durumuna gelmesinde, şu anda çok küçük bir azınlık olsalar da Hıristiyan Levantenlerin önemi yadsınamaz. şehirde halen Levantenlere ait iki kilise bulunuyor; Latin-ıtalyan Kilisesi ve Arap-Ortodoks Kilisesi.

Günümüzde Mersin:
Hızla hayata geçirilen GAP Projesi, Ataş Rafinerisi ve sahip olduğu geniş hinterland sayesinde Mersin Limanı, Türkiye’nin Akdeniz’deki en büyük limanı olma özelliğini taşıyor. Limanda bulunan 27 iskelenin 8’i birbirlerine raylı bir sistemle bağlanmış. 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana yaklaşık 85 milyon dolar harcanarak yenilenen Mersin Limanı’nın kapasitesi, son üç yıldır her sene %10 oranında artmış.
Kentin ticari açıdan önemi göz önüne alınarak, Türkiye’nin dört serbest bölgesinden birisi burada kurulmuş. 785.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulan Mersin Serbest Bölgesi, başta tekstil firmaları olmak üzere yaklaşık 250 şirkete ev sahipliği yapıyor...
Ayrıca, Mersin–Adana karayolu üzerinde cam, soda, gübre, tekstil, meyve suyu gibi sektörlerde faaliyet gösteren birçok önemli fabrika da bulunuyor.




Coğrafi Yapısı
Mersinin Corafi yapısı


Yörenin Coğrafyası Nasıl Oluştu?


Büyük gürültü ile sarsılan yeryüzü, inanılmaz bir biçimde şekil değiştirmekteydi. Mamutlar, tektoynaklılar, kanatlılar sürüngenler ve binlerce garip yaratık, yeraltından fışkırarak çevreye yayılan kızıl lavlar ve kaya parçaları ile zehirli gazların öldürücü etkisinden panik halinde kaçışırlarken, kimi gruplar ansızın açılan alevli uçurumlardan aşağıya yuvarlanmaktaydılar. Yöre canlılarının ölüm çığlıkları; inanılmaz bir biçimde şekil değiştiren yeryüzü kabuğunun gürültüleri, Toros dağlarının kıvrım kıvrım doğum sancıları ile Hasan, Erciyes ve Melendiz üçüzlerinin alevler içinde yükselirken çıkardıkları korkunç sesler arasında duyulmadı bile. Mitolojiye göre, Yeraltı Tanrısı Hepaistos'un müthiş öfkesi, Aristo'ya göre ise: "Dünyanın içine hapsedilmiş rüzgarların patlamasıydı bütün bunlar." Gerçekte, günümüzden yaklaşık 6 milyon yıl önceleri, üçüncü zaman sonlarına doğru doğanın gücünü sergilediği bir dizi tektonik olayla birlikte, Alp-Himalaya sisteminin güney kanadı olan Toros dağları ve Akdeniz çukuru oluşmaktaydı.

Alp sistemi içindeki Toros Dağları, Mersin'de geniş bir payanda duvarı gibi Akdeniz kıyılarından yükselerek Anadolu platosuna destek verir. Yanda Göksu Deltası.

Geçmişte yeraltından akan Göksu, daha sonraları bütün vadi tabanının çökmesiyle, Toros dağlarını yaran büyük bir vadiyi oluşturmuştur.

Ofiyolit ve kalker yığınlarından dev bir boğa gibi soluyarak yükselmekte olan Toros dağları, Akdeniz'in kıvrımlı çizgisini belirleyen üç büyük kütle, doğudan batıya dik, sarp ve yüksek diziler halinde uzanıyordu. Dördüncü dönem ile birlikte buzullar, platolar, vadiler, karstik çukurlar, mağaralar, dolinler, pojeler, obruk ve suyutan voklüz kaynakları ile günümüz Akdeniz bölgesinin Anadolu kıyılarına ait doğal yapı ana hatlarıyla ortaya çıktı. Dördüncü zaman sonlarında buzulların erimesiyle Akdeniz, birkaç kez 100 ile 150 metre arasında alçalıp yükseldi, şiddetli depremler oldu.

Daha geç zamanlarda doğu-batı yönünde kıyıya koşut giden dağların yumuşak kalkerli yapısının aşınması ile kalank denilen çukur ve oyuklar oluştu.

Bunların bir kısmı yüz binlerce yıl sonra, güney rüzgarlarına açık kıyı bandında Akdeniz teknelerinin en değerli barınakları olacaktır. Afrika sıcağını taşıyan güney rüzgarlarının çarptığı Toros dağları; plato, yayla ve kıyılara ılık Akdeniz havasını yansıtarak, bölgenin iklim ve florasını etkileyen başlıca faktör oldu. P. Meaumont, G. H. Blake ve J. M. Wagstaff'ın MÖ 8000 yıllarında Orta Doğu bitki örtüsü ve coğrafyasına ait haritalarından edindiğimiz bilgiler doğrultusunda, bol yağış alan yöremiz tamamen ormanlarla kaplıydı. Doğa, son rötuşlarını ise yağmurların ve yeraltı su kaynaklarının beslediği irili ufaklı akarsularıyla yaptı. Bunlar her yanı ormanlarla kaplı dağlar arasında Göksu Kapızı ile Çakıt ve Lamas gibi derin vadilerden veya dik yamaçlardan aşağıya, hızlı ve akışkan bir biçimde deniz yönünde güneye inmeye başladılar. Zaman içinde Göksu, Tarsus, Seyhan ve Ceyhan akarsuları, günümüzde de deniz yönünde büyümeye devam eden verimli alüvyon ova ve deltaları, çok sayıdaki küçük akarsu da kıyı boyunca uzanan dar ve verimli ova bandını oluşturdular.

Sonuçta toprak taşındı, yıkandı, ayrıştı ve %60'ı dağ olan Kilikya'da yörelere göre çok farklı kimyasal yapıda topraklar oluştu. Carlo M. Cipolla'nın yayınlarında yoğun biçimde irdelediği gibi, doğanın milyonlarca yılda hazırladığı bu ortam, insanoğlunu soğuk mağara oyuklarından çıkarmış, canlılar içinde doğa etkinliğine en geç, ancak en aktif olarak katılan insanın tarih sahnesine çıkmasını sağlamıştır.10.000 yıl önceleri Anadolu'da başlayan ılıman iklim, uygar insanın geleceğini de müjdelemekteydi. Nitekim, öncelikle Orta Doğu ve Ön Asya'da birçok uygar yerleşim bölgeleri ortaya çıktı. Bunlardan biride Kuzeydoğu Akdeniz'de yer alan Kilikya idi. M. V. S. Williams, Kilikya'da Yeni Taş Çağı ve Bakır Taş Çağı'na ait 29 yerleşme yeri tespit etmiştir. Bunlardan 15'i Çukurova'da, 14'ünün ise Yüksekova'da olduğunu belirtir. Ancak akarsu kenarlarındaki alüvyon alanlarda kurulu olan bazı yerleşimler, günümüzde de devam eden yığılmaların altında kalmış olabilirler. İlerideki bölümlerde değinileceği gibi, Kilikya bölgesi insanı, alüvyon ovalardan, mağaralardan, voklüz kaynaklarına, volkanik taşlara ve madenlere kadar bu doğal oluşumların hepsinden yararlanmasını bilecektir.

1935 yılında H. Goldman'ın Tarsus yakınlarındaki Gözlükule'de, 1936 yılında J.Garstang'ın Mersin yakınlarındaki Yumuktepe'de yaptıkları arkeolojik araştırma ve kazılar sonucunda Yeni Taş Çağı'nın tarım ve kültür devrimini gerçekleştirmiş insan topluluklarına ait ilk yerleşim katmanlarını tespit ettiler.

Vahşetten üretkenliğe geçiş süreciyle birlikte, Toroslar'ın ötesindeki Anadolu platosuna serpilmiş Yeni Taş Çağı ve Bakır Taş Çağı yerleşimleri, Batı Anadolu, Doğu Akdeniz kıyıları, adalar ve Yukarı Suriye ile ticari ilişkiler kurmaya, kültür etkileşimini gerçekleştirmeye başladı. Yazılı tarih çağlarından itibaren de giderek yükselen düzeyde, gelişme sürecine giren yöremiz; uygarlıkların tarih, mekan ve insanla olan güçlü bağlarının tanıklığına sahne olacaktır.

Denizcilerin barınak dediği, kıyı bandının yumuşak kısımlarının aşınması ile oluşan çok sayıdaki koylardan biri...
Taşucu kıyılarında denize açılan küçük bir alüvyon ova.
Cennet Obruğu.
Mersin yöresinden karakteristik bir kıyı görüntüsü. Toros yamaçlarından inen çam ormanları, kumsal ve deniz.
Orta Toros Dağlarından bir kesit ve Çamlıyayla'da bahar.


Toros dağları çatlatıldı.

8000 yıl önceleri Konya ovasında üretilen volkan camı aletleri, Kilikya kıyılarından Kıbrıs adasına taşıyan bilinmeyen kahramanlar, ova yoksulu Batı Akdeniz ve Doğu Afrika'nın kuzey kıyılarına, Çukurova'nın buğdayını, Torosların kerestesini, harnubunu taşıdılar; kara ile denizi doğu ile batıyı kaynaştırdılar ülkelerini, limanlarını zenginleştirdiler.


Mersin İlinin Coğrafi Konumu

Üç kıtanın birleştiği Anadolu yarımadasının Orta Güney bölgesindedir. Kuzeyinde Karaman ve Konya, doğusunda Adana, batısında Antalya illeri ile çevrilidir. Güneyinde doğudan batıya Doğu Akdeniz kıyıları uzanır.

Antik Çağlar'da Kilikya olarak bilinen bölge için gezgin Coğrafyacı Strabon: "Coracesion'dan (Alanya) Kilikya-Suriye kapısına kadar uzanan Küçük Asya'nın güneydoğu kıyılarına verilen bir bölgedir" diye söz eder. Herodot; bölgenin Hypachoea diye adlandırıldığını, Fenikeli Agenor'un oğullarından Cilix'in buraya gelip yerleştiğini ve onun adından dolayı bölgenin Kilikya adını aldığını nakleder. Fakat Kilikya adı ilk kez,"Chilakka" şeklinde Asurca yazıtlar üzerinde görülmüştür. Bu nedenle bugün Kilikya adının Asur kaynaklarında özellikle Dağlık Kilikya için kullanılan "Chilakka" kelimesinden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Aynı Asur kaynaklarında Ovalık Kilikya ise Que olarak adlandırılmaktadır.

Anadolu ile Suriye ve Mezopotamya arasında ulaşımı sağlayan Gülek ve Sertawl (Kilikya kapıları) ile Belen (Suriye kapısı) gibi önemli geçitler nedeniyle stratejik önem taşıyan bölgenin, doğu ve batı kesimleri yeryüzü şekilleri bakımından farklı özellikler gösterir. Bu nedenledir ki Hellenler, batı kesimini Cilicia Tracheia (Dağlık Kilikya), doğu kesimini Cilicia Pedias (Ovalık Kilikya) olarak anmışlardır. Romalılar ise Dağlık Kilikya'ya Cilicia Aspera, Ovalık Kilikya'ya Cilicia Campestris adlarını vermişlerdi. Dağlık Kilikya kabaca bugün Alanya ile Mersin arasında kalan, Ovalık Kilikya ise Mersin'den İskenderun Körfezi'ne kadar uzanan kesimlerdir. İki Kilikya'yı ise Lamas (Limonlu) çayının birbirinden ayırdığı kabul edilir. Günümüzde Dağlık Kilikya Taşeli yarımadası, Ovalık Kilikya ise Çukurova olarak adlandırılır.


iriş: Üç kıtanın birleştiği Anadolu yarımadasının Orta Güney bölgesindedir. Kuzeyinde Karaman ve Konya, doğusunda Adana, batısında Antalya illeri ile çevrilidir. Güneyinde doğudan batıya Doğru Akdeniz kıyıları uzanır.

Antik Çağlar'da Kilikya olarak bilinen bölge için gezgin Coğrafyacı Strabon: "Coracesion'dan (Alanya) Kilikya-Suriye kapısına kadar uzanan Küçük Asya'nın güneydoğu kıyılarına verilen bir bölgedir" diye sözeder. Herodot; bölgenin Hypachoea diye adlandırıldığını, Fenikeli Age-nor'un oğullarından Cilix'in buraya gelip yerleştiğini ve onun adından dolayı bölgenin Kilikya adını aldığını nakleder. Fakat Kilikya adı ilk kez, "Chilakka" şeklinde Asurca yazıtlar üzerinde görülmüştür. Bu nedenle bugün Kilikya adının Asur kaynaklarında özellikle Dağlık Kilikya için kullanılan "Chilakka" kelimesinden kaynaklandığı kabul edilmektedir. Aynı Asur kaynaklarında Ovalık Kilikya ise Que olarak adlandırılmaktadır.

Anadolu ile Suriye ve Mezopotamya arasında ulaşımı sağlayan Gülek ve Sertavul (Kilikya kapıları) ile Belen (Suriye kapısı) gibi önemli geçitler nedeniyle stratejik önem taşıyan bölgenin, doğu ve batı kesimleri yeryüzü şekilleri bakımından farklı özellikler gösterir. Bu nedenledir ki Hellenler, batı kesimini Cilicia Tracheia (Dağlık Kilikya), doğu kesimini Cilicia Pedias (Ovalık Kilikya) olarak anmışlardır. Romalılar ise Dağlık Kilikya'ya Cilicia Aspera, Ovalık Kilikya'ya Cilicia Campestris adlarını vermişlerdi. Dağlık Kilikya kabaca bugün Alanya ile Mersin arasında kalan, Ovalık Kilikya ise Mersin'den iskenderun Körfezi'ne kadar uzanan kesimlerdir. ıki Kilikya'yı ise Lamas (Limonlu) çayının birbirinden ayırdığı kabul edilir. Günümüzde Dağlık Kilikya Taşeli yarımadası, Ovalık Kilikya ise Çukurova olarak adlandırılır.

COğRAFı YAPI

FıZıKı DURUM

Mersin ili 36-37° kuzey enlemleri ve 33-35° doğu boylamları arasında bulunmaktadır. ılin kara sınırı 608 km, deniz sınırı 321 km olup, yüzölçümü 15.953 km2’dir. Mersin ilinin büyük bir kısmını oldukça yüksek, engebeli ve kayalık Batı ve Orta Toros Dağları oluşturmaktadır. Ovalık ve hafif eğimli alanlar ise bu dağların denize doğru uzandığı il merkezi, Tarsus, Silifke gibi alanlarda gelişmiştir. Bunun dışında kalan düzlük veya hafif eğimli alanlar, kuzeyde dağların arasında veya yüksek kesimlerinde görülmektedir.

Dağlar: Orta Toros dağları Mersin ilini ıç Anadolu Bölgesinden ayırmaktadır. Mersin il sınırları içinde kalan en yüksek kesim Bolkar Dağları’ndaki Medetsiz Tepesi’dir (3585 m.). Kuzeydoğudan, kuzeybatıya ve güneye doğru yükseklikler azalmaktadır. Bolkar Dağları’ndan batıya doğru, Kümpet Dağı (2473 m.), Elmadağı (2160 m.), Alamusa Dağı (2013 m.), Büyük Eğri Dağı (2025 m.), Kızıldağ (2260 m.), Naldöken Dağı (1754 m.), Kabaklı Dağı (l675 m.) önemli yükseltilerdir. Ayrıca Karaziyaret Dağı, Tol Dağı, Sunturas Dağı, Balkalesi, Ayvagediği, Makam Tepesi ve Kaşkaya Tepesi güneye doğru uzanan diğer önemli yükseklikleridir. Mersin’i kuzeydoğudan Gülek Boğazı (1050 m) ile ve kuzeybatıdan Sertavul Geçidi (1610 m) ıç Anadolu'ya bağlamaktadır.

Yaylalar: Toros Dağları’nın üst kısımlarında akarsuların, derelerin, atmosferik koşulların ve bölgede bulunan fayların etkisiyle çeşitli düzlükler oluşmuştur. Bu düzlüklerin yüksekliği 700-1500 m. arasında değişmektedir. Belli başlı yaylalık alanlar; Mersin: Aslanköy, Gözne, Fındıkpınarı, Soğucak, Bekiralanı, Mihrican, Ayvagediği ve Güzelyayla Tarsus: Namrun (Çamlıyayla), Gülek ve Sebil; Erdemli: Sorgun, Küçük Sorgun, Toros, Küçükfındıklı ve Güzeloluk; Silifke: Balandız, Uzuncaburç, Gökbelen ve Kırobası; Anamur: Abanoz, Kaş ve Beşoluk; Bozyazı: Elmagözü ve Kozağaç; Gülnar: Bardat, Tersakan ve Bolyaran; Mut: Kozlar, Çivi, Dağpazarı, Söğütözü ve Sertavul Yaylası’dır.

Ovalar: Mersin ve çevresinde yer alan ovaların büyük bir kısmı Toros Dağları’nın güney eteklerinde akarsular tarafından ve yamaç eğimine bağlı olarak taşınan tortularca oluşturulmuştur. Tarıma oldukça elverişli olan bu alanlar, Mersin-Adana sınırından başlayıp Silifke’ye kadar, dağlara paralel, şerit şeklinde uzanmaktadır. Bunlar yerleşim alanlarına bağlı olarak; Yenice, Tarsus Mersin, Erdemli ve Silifke Ovaları olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizin en mümbit ovalarından olan Çukurova’nın batı uzantısı ılimizdedir. Bunların dışında yine dağların eteklerinde Aydıncık, Anamur ve Bozyazı ovaları gibi birbirinden ayrı küçük düzlüklerde gelişmiştir. Dağların arasında Mut ilçesi çevresinde yer alan düzlük alanlar Göksu Irmağı’nın etkisiyle gelişmiştir.

Akarsular: Mersin ilinin en büyük iki akarsuyu Göksu Irmağı ve Tarsus (Berdan) Çayı’dır. Bunun dışında Akdeniz’e dökülen çok sayıda irili ufaklı çay ve dere yer almaktadır. Bunlardan bazıları; Mersin’de: Mezitli Deresi, Tece Deresi, Müftü (Efrenk) Deresi, Deliçay Deresi; Anamur’da: Anamur Çayı, Sultan Çayı, Melleç Deresi; Aydıncık’da: Menekşe, Gözsüzce Deresi; Bozyazı’da: Siniçay Deresi, Aksaz Deresi; Erdemli’de: Alata Çayı, Lamas Çayı’dır.

Göller: Mersin ilinde yer alan doğal göller; Silifke’de: Akgöl, Keklik Gölü, Paradeniz Gölü; Gülnar’da: Aygır Göl, Kamışlı Göl, Uzun Göldür. Bunlara ek olarak, yörede Gezende ve Berdan Baraj gölleri ve çok sayıda sulama amaçlı yapılmış göletler bulunmaktadır.
Kıyılar: Mersin ilinde yerleşim genelde Mersin körfezi çevresinde gelişmiştir. Burası doğuda Karataş burnundan başlayarak batıda ıncekum burnuna kadar uzanır . Arada kalan kısımlarda, kayaç türlerine ve akarsulara bağlı olarak çok sayıda irili ufaklı koy gelişmiştir.

YER ALTI KAYNAKLARI

Mersin ili ve çevresinde yüzeylenen önemli maden cevheri oluşum alanları ve yüzeylendikleri alanlar şöyledir:
Mersin: kromit (Musalı), kireçtaşı, çimento hammaddesi Arslanköy: kireçtaşı, dolomit Tarsus: linyit, demir, manyezit. Erdemli: krom
Silifke: barit, demir, dolomit, linyit, kireçtaşı. Mut: linyit, kireçtaşı. Gülnar: demir, dolomit; Aydıncık: dolomit, kuvarsit. Anamur: barit, bakır-kurşun-çinko, demir-fosfat

Kireçtaşı ve marn çimento sanayinde, dolomit ve kuvarsit cam sanayinde hammadde olarak, kireçtaşları yol yapımında agrega malzemesi olarak, kıyı yapılarının inşaatında dolgu malzemesi olarak, istinat duvarları ve çeşitli sanat yapılarında yapı taşı olarak kullanılmaktadır.

ıLıN DEPREMSELLığı

Mersin ve yakın yöresi için deprem açısından en önemli tehlikeyi, bölgedeki aktif faylar ile bu faylara olan uzaklıklar oluşturmaktadır. Mersin’i tehdit edebilecek faylar; kuzeyde Çamardı ile Gülek Boğazı arasındaki doğrultu atımlı Ecemiş Fayı; Gülek Boğazı ile Karsantı-Karaisalı arasında uzanan Karsantı-Karaisalı Fay Zonu; Gülek Boğazı ile Anamur arasında uzanan yine doğrultu atımlı Namrun Fay Zonu; 1998 Ceyhan depremine neden olan Yumurtalık-Karataş Fayı; Akdeniz’den geçip Kıbrıs’a uzanan kırık hattı; Mut civarında Mut Fayı; Ovacık-Silifke arasında Ovacık Fayı’dır.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre 1900 yılından günümüze kadar Mersin ve yakın yöresinde; 3-3.9 büyüklüğünde 36 adet, 4-4.9 büyüklüğünde 16 adet ve 5-5.9 büyüklüğünde üç adet olmak üzere toplam 55 adet deprem kayıt edilmiştir (şekil 2). Büyüklüğü 4 ten fazla olan depremlerin iki tanesi deniz içerisinde, geri kalanı karada gerçekleşmiş olup, bunlarında aktif kırıklar ile yakın yöreleri üzerinde yer aldığı görülmektedir. Ancak son yüzyılda oluşan depremlerin 5.5’ten küçük olması, çoğunlukla 3-4 büyüklüğünde yoğunlaşması ve fayların parçalı-küçük olması nedeniyle bu fayların, Kuzey Anadolu’da olduğu kadar büyük ölçekli ve yıkıcı deprem üretmeleri beklenmemelidir.

şekil. 1. Orta ve Doğu Anadolu’nun aktif kırıkları(fayları). Kırmızı çizgiler Kuzey Anadolu Fayını (KAFZ), mavi çizgiler Doğu Anadolu Fayını (DAFZ), yeşil çizgiler Karsantı-Karaisalı Fayını ve siyah çizgiler Namrun Fay Zonunu göstermektedir.

Depremsellik açısından diğer önemli bir neden de bölgedeki kaya birimleri ile zemin özellikleridir. Yerleşimin yoğun olduğu Erdemli-Mersin-Tarsus arasında yer alan kıyı şeridi genelde gevşek ve sıkı tutturulmamış zeminler üzerinde bulunmaktadır. Kuzey kesimler ise daha sert ve sağlam kayaçlar üzerine kurulmuştur. Deprem sırasında gevşek zeminler, sağlam zemin ve kayalara oranla çok daha fazla etkilenmekte ve en büyük hasarlar burada gözlenmektedir. Adana ve yakın yöresi ile Kıbrıs yayında (Akdeniz içerisinde) meydana gelebilecek 7 veya daha büyük ölçekli bir deprem, yüksek katlı yapıların bulunduğu sahil şeridinde oldukça yıkıcı hasarlar oluşturabilir. Bu nedenle bu bölgelerde bir an önce yeni bir imar planı hazırlanmalı, çok katlı bina yapımından biran önce vazgeçilmeli ve eski yapılmış binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekmektedir .

şekil 2. Mersin ve yakın yöresinin aktif kırık haritası ve son yüzyıl içerisinde büyüklüğü 4’ten fazla 6’dan küçük olan depremlerin odak yerleri. Sarı daireler 2004 yılında meydana gelen depremlerin odaklarını, kırmızı daireler ise 2004 yılından öncekileri göstermektedir.

ıKLıM

Mersin ili ve çevresinde yaygın olarak tipik Akdeniz ikliminin etkisi görülür. Yazları kurak ve sıcak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Ortalama yağış miktarı 1930-2001 yılları arası dönemde 603 mm olarak hesaplanmıştır. Son 30 yıllık döneme bakıldığında yıllık ortalama yağış 450-736 mm arasında değişmektedir. Devlet Meteoroloji ışleri Genel Müdürlüğü’nün yağış gözlem istasyonu verileri, dağlık kesimlerde yağışların daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 18,7 C°’dir. Yıl içinde sıcaklığın en düşük olduğu aylar Ocak ve şubat; en yüksek olduğu aylar ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Kıyı bölgelerinde hakim rüzgar yönü güneybatı-batıdır. Kent içinde yıllık ortalama rüzgar hızı 2,1 m/s olarak ölçülmüştür. Nispi nem oranı son 30 yıllık dönemde ortalama % 64,1 olup, yıl içinde birbirlerine yakın değerler sunmakta, % 60,0 - % 66,6 arasında değişmektedir. Yıllık ortalama kapalı günlerin sayısı 40,7 gün olarak gerçekleşen bölgede, deniz suyunun ortalama sıcaklığı 20,8° olarak ölçülmüştür


Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.




" Taklitlerasıllarınıyüceltir. "
Saygı duyulacak bir tarafınız varsa... O tarafınıza saygılarımla!
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.✿*゚¨゚✎
Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.



_"ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun benim satacak malım yok ki övgüye ihtiyacım olsun"

Resmi Tam Boyutta Görmek için Tıklayın.
Şimdi Sularında Sessiz Bir Gemiyim Ben
Gözlerinin Derinliğinde
Yol Alan..

Deniz Mavide, Bulut Beyazda, Yıldız Gecede..
(Sevdam Sabıkamdır...)
aŞk-ı LâL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla